İtimat dediğin şey, bir anda gelmiyor; zamanla, yavaş yavaş, ufak ufak inşa ediliyor. 90’ların Ankara’sında, çocukken mahallede oynarken mesela, biri sana cipsini verirse, ya da misketini paylaşıyorsa, otomatikman güven başlardı. Kural basitti: Paylaşan adamdan zarar gelmez.
Ama şimdi bakıyorum, 2026’da işler acayip değişti. Birinin sana güvenmesi için on tane filtre var. “Story’de beni etiketledi mi”, “Whatsapp’ta mavi tik yandı mı?” gibi saçma detaylar üzerinden yürüyen bir güven sistemi kurmuş yeni nesil. Oysa esas mesele, zor zamanında yanında mı, yoksa laf mı yapıyor? Bunu görmek gerekiyor.
Birinden itimat kazanmak istiyorsan, önce lafla değil hareketle göstereceksin. Gece birde aradığında açacak mısın telefonu? Bozuk parası bittiğinde içeride bırakır mısın yoksa artistlik mi yaparsın? Ben mesela geçen yaz Eskişehir’de bir arkadaşımın taşınmasına yardım ettim. Sıcakta, terleye terleye, kutu taşıdık. O günün akşamında, “Abi sende iş var” dedi. Güven böyle yazılıyor.
Bir de sır tutmak diye bir şey var. Herkesin ağzı torba değil, büzülmüyor. Çocukken mahallede sırlarını anlatınca hemen yayılırdı, şimdi sosyal medyada anında ifşa. Ama hâlâ geçerli kural: Sana emanet edilen şeyi saklıyorsan, puan topluyorsun.
Tabii her şey de eski usul değil. Şimdi insanlar daha temkinli, çünkü fazla yanmışlar. Kimse hemen güvenmiyor. Hele bir de araya maddiyat girdiyse, iş daha da çetrefilli. Örneğin arkadaşına para verdiğinde, geri getirmezse, bir daha kolay kolay itimat kurulmuyor.
Kısacası, güven dediğin şey iki temel üstüne kurulu: Sözünü tutmak ve arkasında durmak. Laf kalabalığı, sosyal medya hareketleri falan bunlar hikaye. Adam dediğin, verdiği sözü tutacak, lazım olduğunda yanında olacak. Gerisi fasa fiso.
Bir de yıllar geçtikçe insanın radarları gelişiyor. 25 yaşından sonra, kimden dost olur, kimden olmaz, kısa sürede anlıyorsun. Ama yine de denemeden kimseye önyargılı yaklaşmamak lazım. Herkesin bir şansı hak ettiğine inanıyorum. Ama güven verdin mi, onu da heba etmemek gerek. Çünkü o kayboldu mu, geri gelmiyor.
Ama şimdi bakıyorum, 2026’da işler acayip değişti. Birinin sana güvenmesi için on tane filtre var. “Story’de beni etiketledi mi”, “Whatsapp’ta mavi tik yandı mı?” gibi saçma detaylar üzerinden yürüyen bir güven sistemi kurmuş yeni nesil. Oysa esas mesele, zor zamanında yanında mı, yoksa laf mı yapıyor? Bunu görmek gerekiyor.
Birinden itimat kazanmak istiyorsan, önce lafla değil hareketle göstereceksin. Gece birde aradığında açacak mısın telefonu? Bozuk parası bittiğinde içeride bırakır mısın yoksa artistlik mi yaparsın? Ben mesela geçen yaz Eskişehir’de bir arkadaşımın taşınmasına yardım ettim. Sıcakta, terleye terleye, kutu taşıdık. O günün akşamında, “Abi sende iş var” dedi. Güven böyle yazılıyor.
Bir de sır tutmak diye bir şey var. Herkesin ağzı torba değil, büzülmüyor. Çocukken mahallede sırlarını anlatınca hemen yayılırdı, şimdi sosyal medyada anında ifşa. Ama hâlâ geçerli kural: Sana emanet edilen şeyi saklıyorsan, puan topluyorsun.
Tabii her şey de eski usul değil. Şimdi insanlar daha temkinli, çünkü fazla yanmışlar. Kimse hemen güvenmiyor. Hele bir de araya maddiyat girdiyse, iş daha da çetrefilli. Örneğin arkadaşına para verdiğinde, geri getirmezse, bir daha kolay kolay itimat kurulmuyor.
Kısacası, güven dediğin şey iki temel üstüne kurulu: Sözünü tutmak ve arkasında durmak. Laf kalabalığı, sosyal medya hareketleri falan bunlar hikaye. Adam dediğin, verdiği sözü tutacak, lazım olduğunda yanında olacak. Gerisi fasa fiso.
Bir de yıllar geçtikçe insanın radarları gelişiyor. 25 yaşından sonra, kimden dost olur, kimden olmaz, kısa sürede anlıyorsun. Ama yine de denemeden kimseye önyargılı yaklaşmamak lazım. Herkesin bir şansı hak ettiğine inanıyorum. Ama güven verdin mi, onu da heba etmemek gerek. Çünkü o kayboldu mu, geri gelmiyor.
00