Sabah saatlerinde Beşiktaş’ta sahile inip koşmaya başlamadığım dönemlerde hayatımda garip bir ağırlık vardı. Sonra, her pazartesi “yarın başlıyorum” diye diye 2023’ün Kasım’ında pes edip, haftada üç sabah yürüyüşe başladım. İlk bir ay, alarm çaldığında içimden küfür etmekten başka bir şey gelmiyordu ama üçüncü haftada eve dönerken yakaladığım kafa bambaşka.
İlginç olan şu; vücudu yavaş yavaş hareket ettirmeye başlayınca, düşünceler de hareketleniyor. Mesela, o en kasvetli kış gününde, sahilde karşıya bakıp “bugün de mi bok gibi geçecek?” diye düşünmeye fırsat bırakmıyor beyin. Çünkü kendiliğinden daha pratik bir moda geçiyor: “Nefes nefese kaldım ama hâlâ yürüyorum, demek ki işin ucunda bir direnç var ve ben bunun üstesinden geliyorum.” O küçük başarı duygusu, gün boyu devam ediyor.
Her şey güllük gülistanlık olup, bir anda hayat pembe olmuyor tabii. Dertler yerinde duruyor. Fakat örneğin, geçen ay işyerinde yaşadığım saçma bir krizden sonra, çıkıp 40 dakika hızlı yürüdüğümde, eve döndüğümde o mesele kafamda çok daha küçülmüş haldeydi. Sanki vücudu zorlayınca, kafa da “o kadar abartmaya gerek yokmuş” diyor. Bir tür reset, başka türlü anlatması zor.
Bir de işin sosyal tarafı var. 2025’in başında, spor salonuna yazıldığımda tek başıma takılırım diyordum ama orada tanıdıklarla karşılaşınca, sohbetler minik terapi seansına dönüştü. İnsan bazen kendiyle uğraşırken başkalarının da aynı dertlerle savaştığını görünce, yalnızlık dağılmaya başlıyor. Bunu pandemi sonrası, sosyal medya yalanlarından bıkıp gerçek insanlarla yüz yüze gülmenin değerini unutunca daha çok fark ettim.
Sonra, düzen oturunca şöyle bir değişim başladı: Sabahları daha az huysuz kalkıyorum. Ajitasyon, stres, bunların dozu çok daha düşük. Sinirli, gergin, hemen parlayan versiyonum yerine daha sabırlı versiyonumla karşılaşıyorum. Bilimsel olarak serotonin ve endorfin muhabbeti klişe oldu ama etkisi gerçek. 1,5 saatlik idmandan sonra evde sandalye kırılacak bir kavga çıkması mümkün değil.
Kendi çevremde gözlemlediğim şu: Düzenli egzersiz yapanların büyük çoğunluğunda, ya kaygı azalmış ya uykusu düzene girmiş ya da genel bir özgüven gelmiş. Hani, “en azından bugün kendim için bir şey yaptım” diyorsun. Küçük bir zafer ama damla damla birikiyor. Sadece kilo, kas değil; kafa da şekle giriyor.
Başlangıç zor, kabul. Ama iki hafta, üç hafta sonra insan o alışkanlığın psikolojik ödüllerini hissetmeye başlıyor. Yalandan motivasyon lafları değil; gerçekten, insanın hayatını daha yaşanır hâle getiriyor. Denemeyen, “bende işe yaramaz” diyen varsa, 21 gün kuralını denesin. Büyük laf etmeye gerek yok, sadece denesin. Değişimin ilk adımı orada saklı.
İlginç olan şu; vücudu yavaş yavaş hareket ettirmeye başlayınca, düşünceler de hareketleniyor. Mesela, o en kasvetli kış gününde, sahilde karşıya bakıp “bugün de mi bok gibi geçecek?” diye düşünmeye fırsat bırakmıyor beyin. Çünkü kendiliğinden daha pratik bir moda geçiyor: “Nefes nefese kaldım ama hâlâ yürüyorum, demek ki işin ucunda bir direnç var ve ben bunun üstesinden geliyorum.” O küçük başarı duygusu, gün boyu devam ediyor.
Her şey güllük gülistanlık olup, bir anda hayat pembe olmuyor tabii. Dertler yerinde duruyor. Fakat örneğin, geçen ay işyerinde yaşadığım saçma bir krizden sonra, çıkıp 40 dakika hızlı yürüdüğümde, eve döndüğümde o mesele kafamda çok daha küçülmüş haldeydi. Sanki vücudu zorlayınca, kafa da “o kadar abartmaya gerek yokmuş” diyor. Bir tür reset, başka türlü anlatması zor.
Bir de işin sosyal tarafı var. 2025’in başında, spor salonuna yazıldığımda tek başıma takılırım diyordum ama orada tanıdıklarla karşılaşınca, sohbetler minik terapi seansına dönüştü. İnsan bazen kendiyle uğraşırken başkalarının da aynı dertlerle savaştığını görünce, yalnızlık dağılmaya başlıyor. Bunu pandemi sonrası, sosyal medya yalanlarından bıkıp gerçek insanlarla yüz yüze gülmenin değerini unutunca daha çok fark ettim.
Sonra, düzen oturunca şöyle bir değişim başladı: Sabahları daha az huysuz kalkıyorum. Ajitasyon, stres, bunların dozu çok daha düşük. Sinirli, gergin, hemen parlayan versiyonum yerine daha sabırlı versiyonumla karşılaşıyorum. Bilimsel olarak serotonin ve endorfin muhabbeti klişe oldu ama etkisi gerçek. 1,5 saatlik idmandan sonra evde sandalye kırılacak bir kavga çıkması mümkün değil.
Kendi çevremde gözlemlediğim şu: Düzenli egzersiz yapanların büyük çoğunluğunda, ya kaygı azalmış ya uykusu düzene girmiş ya da genel bir özgüven gelmiş. Hani, “en azından bugün kendim için bir şey yaptım” diyorsun. Küçük bir zafer ama damla damla birikiyor. Sadece kilo, kas değil; kafa da şekle giriyor.
Başlangıç zor, kabul. Ama iki hafta, üç hafta sonra insan o alışkanlığın psikolojik ödüllerini hissetmeye başlıyor. Yalandan motivasyon lafları değil; gerçekten, insanın hayatını daha yaşanır hâle getiriyor. Denemeyen, “bende işe yaramaz” diyen varsa, 21 gün kuralını denesin. Büyük laf etmeye gerek yok, sadece denesin. Değişimin ilk adımı orada saklı.
00