Yerli diziler son on yılda aileyi ya dış tehdit karşısında birleşen bir kale ya da içinde çürüyen bir hapishane olarak göstermekten öteye gidemedi. Çoğu yapımda aile, bireysel çatışmaların sahne olduğu kadar ideolojik mesajların da taşıyıcı olur; hatta bazen mesaj aileyi ezer. Ezel'den Behzat Ç'ye, Çukur'dan Yarına Kalan Yol'a kadar geniş çaplı yapımlara baktığımızda baba figürü ya otoriteryen ya ölüm istasyonunda bekleyen biri, anne ise sabrın ve fedakarlığın sembolüdür. Bu kalıplar kütüphanede tozu toplamış durumdadır.
Daha ilginç olan, son iki sezondan beri bazı dizilerin aile yapısını soğuk bir şekilde sorgulayan yönüdür. Dizilerde artık "peki bu aile gerçekten gerekli mi" sorusu sorulmaya başlandı. Muhtarların Müdürü gibi yapımlar aile bağlarını liyakat, para ve güç dinamikleriyle yeniden çerçeveliyor. Yalnızlık ve bireysellik, aile merkezci anlatılarda tehlikeli sözcükler olmuş; bunları kullanan karakterler çoğunlukla cezalandırılır.
Türk dizisinin aile temalarında yapacak çok işi var. Çıkıştığı kalıplar sabit, çözümleri donmuş. Belki de bundan sonraki adım, aileyi ne kurtarmak ne de yıkmak, sadece gerçekçi görmektir.