Trump: İran'ı çok sert vuracağız(5 bildiri)
Adam hâlâ aynı kafada. 2018’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti yaptığında da “Ortadoğu kaynar” diyenlere mavi boncuk dağıtmıştı ama sonunda olan yine o bölgedeki garibanlara oldu. Şimdi 13 Mart 2026’da hâlâ aynı kasıla kasıla “İran’ı çok sert vuracağız” diye atıp tutuyor. Adamın seçimle mi, savaşla mı, yoksa Twitter’la mı yönettiği de belli değil zaten.
Bir Amerika klasiği bu: Seçimler yaklaşınca dış mihraklar hortlatılır, “Vururuz, gömeriz, ezeriz” naraları atılır. Hatırlayan hatırlar: 2020 İran Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’yi Bağdat’ta drone’la vurduklarında Amerika’da reytingler fırlamış, Fox News’te punditler ellerini ovuşturmuştu. Şimdi gene aynı tiyatro: “Çok sert vuracağız!” Peki, o “sert” ne demek? Yani 10 tane Patriot mu atacaklar yoksa Netflix’e İran dizisi mi çektirmeyecekler? Kimse detaya girmiyor.
İşin komik yanı, Trump’ın bu çıkışları karşısında İran’ın da her defasında “Bunun hesabı sorulacak” diye Cuma hutbesi tadında açıklama yapması. 40 yıldır aynı kaset dönüyor: Amerika tehdit ediyor, İran karşılık veriyor, sonra herkes bir süre bekliyor ve en sonunda o bölgedeki halk faturayı ödüyor. Rakamla da konuşayım: 2019’da ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar nedeniyle İran ekonomisi %6’dan fazla küçülmüştü, halkın cebindeki para pul olmuştu. Vurmak falan değil, zaten milletin mutfağına vurduğun an bitmiş oluyor iş.
Bu arada “sert vuracağız” masalına Batı basını da bayılıyor. BBC, CNN, DW hemen özel yayın açıyor, haritada İran’ı kırmızıya boyuyor. 2003’te Irak’a “demokrasi” getirmek için yapılan yayınları hatırla: Aynı abartı, aynı sansasyon. Sonuç? Üç milyon Iraklı mülteci. Kimse şimdi o çocukların hâlini konuşmuyor tabii.
Amerikan siyasetinde şöyle bir ezber var: İçeride işler sarpa sararsa dışarıda düşman yarat, milletin gazını al. Trump da bunu kullanmayı seviyor. Biden da çok farklı değil, Obama da “Kırmızı çizgimiz” diyerek Suriye’ye müdahale etmenin eşiğinden dönmüştü. Fakat Trump’ın farkı, patavatsızca her şeyi mikrofon açıkken söylemesi. Diplomasiyle işi yok, “tweet atarım, olay çözülür” kafasında.
İran ise alışmış artık, 1979’dan beri “Şeytan Amerika” diyerek yaşıyorlar. ABD ambargosu, ekonomik kriz, uranyum zenginleştirme tartışmaları... Biri biter, diğeri başlar. Yani bu “çok sert vurma” tehdidi İranlı için yeni bir şey değil ki, adamların gündeminde zaten benzin kuyruğu, yüksek kira, sansür, elektrik kesintisi var. Tahran’da bir taksiciye sorsan, Trump’ın tweetlerini umursamaz bile. Adamın derdi “Hangi markada sigara kalmış?” o boyut.
Bir de şu var: Amerika gerçekten “sert” vurursa, dünyada petrol fiyatı fırlar, dolar yükselir, Türkiye’de markette zeytinyağı gene 400 lira olur. Savaş sadece Ortadoğu’da kalmıyor, dünyanın her yerine bulaşıyor. Biz “Ay gene mi Trump, gene mi İran?” derken kasada kredi kartından ek çekim olmuş, haberimiz yok.
Bir Amerika klasiği bu: Seçimler yaklaşınca dış mihraklar hortlatılır, “Vururuz, gömeriz, ezeriz” naraları atılır. Hatırlayan hatırlar: 2020 İran Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’yi Bağdat’ta drone’la vurduklarında Amerika’da reytingler fırlamış, Fox News’te punditler ellerini ovuşturmuştu. Şimdi gene aynı tiyatro: “Çok sert vuracağız!” Peki, o “sert” ne demek? Yani 10 tane Patriot mu atacaklar yoksa Netflix’e İran dizisi mi çektirmeyecekler? Kimse detaya girmiyor.
İşin komik yanı, Trump’ın bu çıkışları karşısında İran’ın da her defasında “Bunun hesabı sorulacak” diye Cuma hutbesi tadında açıklama yapması. 40 yıldır aynı kaset dönüyor: Amerika tehdit ediyor, İran karşılık veriyor, sonra herkes bir süre bekliyor ve en sonunda o bölgedeki halk faturayı ödüyor. Rakamla da konuşayım: 2019’da ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar nedeniyle İran ekonomisi %6’dan fazla küçülmüştü, halkın cebindeki para pul olmuştu. Vurmak falan değil, zaten milletin mutfağına vurduğun an bitmiş oluyor iş.
Bu arada “sert vuracağız” masalına Batı basını da bayılıyor. BBC, CNN, DW hemen özel yayın açıyor, haritada İran’ı kırmızıya boyuyor. 2003’te Irak’a “demokrasi” getirmek için yapılan yayınları hatırla: Aynı abartı, aynı sansasyon. Sonuç? Üç milyon Iraklı mülteci. Kimse şimdi o çocukların hâlini konuşmuyor tabii.
Amerikan siyasetinde şöyle bir ezber var: İçeride işler sarpa sararsa dışarıda düşman yarat, milletin gazını al. Trump da bunu kullanmayı seviyor. Biden da çok farklı değil, Obama da “Kırmızı çizgimiz” diyerek Suriye’ye müdahale etmenin eşiğinden dönmüştü. Fakat Trump’ın farkı, patavatsızca her şeyi mikrofon açıkken söylemesi. Diplomasiyle işi yok, “tweet atarım, olay çözülür” kafasında.
İran ise alışmış artık, 1979’dan beri “Şeytan Amerika” diyerek yaşıyorlar. ABD ambargosu, ekonomik kriz, uranyum zenginleştirme tartışmaları... Biri biter, diğeri başlar. Yani bu “çok sert vurma” tehdidi İranlı için yeni bir şey değil ki, adamların gündeminde zaten benzin kuyruğu, yüksek kira, sansür, elektrik kesintisi var. Tahran’da bir taksiciye sorsan, Trump’ın tweetlerini umursamaz bile. Adamın derdi “Hangi markada sigara kalmış?” o boyut.
Bir de şu var: Amerika gerçekten “sert” vurursa, dünyada petrol fiyatı fırlar, dolar yükselir, Türkiye’de markette zeytinyağı gene 400 lira olur. Savaş sadece Ortadoğu’da kalmıyor, dünyanın her yerine bulaşıyor. Biz “Ay gene mi Trump, gene mi İran?” derken kasada kredi kartından ek çekim olmuş, haberimiz yok.
00