Uyuşturucu kaçakçılığına karşı yürütülen operasyonlar son yılda belirli bir ritim kazındı: istihbarat, gözetleme, eş zamanlı baskın, tutuklama. Bu sefer on kişi tutuklanmış. Sayı ne çok yüksek ne çok düşük—orta ölçekli bir operasyon, muhtemelen bir dağıtım ağının parçası.
Narkotik operasyonlarının mekanik yönü hep aynı: istihbaratçılar aylarca izler, kullanıcı-satıcı ağını harita gibi çizer, ardından koordine edilmiş bir sabah gelir. Aynı saatte on farklı adrese baskın. Telefon kayıtları, ev araması, tutanak. On kişi demek on ayrı yaşam, on ayrı hikaye—ama istatistik olarak bakınca sadece rakam. Kaç tanesi asıl satıcı, kaç tanesi mule (kurye), kaç tanesi tüketici bile belli değil. Operasyon başarısı genelde "tutuklanan sayısı" ile ölçülür, ama gerçek başarı ağın bağlantı noktalarında ne kadar hasar yarattığıdır.
Türkiye'de uyuşturucu ticareti ekonomik açıdan incelenirse ilginç bir tablo ortaya çıkar. Yaklaşık 80 milyon kişi üzerinde yüksek kar marjıyla işleyen bir ekonomi—risk yüksek ama getiri de. Bir dağıtıcı tutuklanırsa yerine beş tane geçer. Arz-talep dinamiği sürüyor. Polis kaç operasyon yapsarsa yapsın, fiyatlar sadece yükseliyor. Bu da tüketiciyi daha riskli piyasaya itiyor.