2004 sonbaharı, Ankara'nın Çankaya'sında, eski bir apartman dairesinde nişanlımla oturuyoruz. O akşam, yemek masasında "Evde temizlik işini nasıl paylaşacağız?" diye sordum, çünkü annemin evinde her hafta sonu ben silip süpürürdüm. O ise, "Ben sadece banyoyu yaparım" diyordu, halbuki kirli bir mutfak, tartışmaları tetikliyor. O gün, evlilikte günlük detayların ne kadar büyük fark yarattığını fark ettim, özellikle de leke avcısı biri olarak.
İkinci şans meselesi, benim için her zaman evdeki inatçı bir lekeye benziyor. Bazen ne kadar uğraşırsan uğraş, o leke gitmiyor. Hatta daha da yayılıyor, daha da kötü bir hale geliyor. Ben de hayatımda birkaç kez bu inatçı lekeyi temizlemeye çalıştım, özellikle de insan ilişkilerinde.
Mesela 2019 yazıydı, İzmir'de. Eski sevgilimle yeniden görüşmeye başladık. O bana "değiştim" dedi, ben de inanmak istedim. Sanki deterjanı değiştirsem, belki bu sefer işe yarar gibi bir umut. Ama nafile. Eski huyları, eski bahaneleri, eski pasaklı ruh hali aynen duruyordu. Akşam yemeğinde, Alsancak'taki o küçük restoranda, yine aynı boş bakışları gördüğüm an anladım. Bir leke, kumaşın dokusuna işlemişse, onu çıkarmak için kumaşı yıpratmak gerek. Bazen de o lekeyle yaşamayı öğrenmek, ya da o kumaşı tamamen gözden çıkarmak en akıllıcası.
Yanlış insana ikinci şans vermek, bazen kendimize yaptığımız bir haksızlık gibi geliyor bana. Kendi zamanımızdan, enerjimizden, bazen de kendi değerimizden çalmak gibi. Geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması gerektiğini bilsek de, o "ya bu sefer farklı olursa" yanılgısı bizi tuzağa düşürüyor. Oysa hayat, eski defterleri tekrar açıp aynı hikayeleri okumak için çok kısa. Yeni hikayeler yazmak, yeni başlangıçlar yapmak varken, neden aynı döngüde dönüp duralım ki?
Arkadaşlıkların en yaygın bitiş sebebi, insanın hayatındaki değişimleri bahane edip iletişimi kesmek. Ben 2018'de Ankara'dan İzmir'e taşındıktan sonra, ortaokul arkadaşım Efe'yle haftalık sohbetlerimiz üç ayda bire indi ve sonra tamamen durdu. Herkes "yoğun hayat" diyor, ama gerçekte bir WhatsApp ses kaydı atmak bu kadar mı zor? Bu tür ihmal, en sağlam bağları bile yavaşça eritiyor.
25 yaşında ilk defa yatırım denen şeye el attım, o sıralar İstanbul'un Kadıköy tarafında temizlik işleriyle uğraşıyordum. 2014 yazında, ayda 1500 lira kazanıyordum, hepsini kiraya ve market masrafına harcamak yerine birikim yapmayı akıl ettim. O dönemlerde banka şubelerine sık giderdim, Ziraat Bankası'ndaki danışmanla tanıştım, adını hatırlamıyorum ama orta yaşlı, gözlüklü bir adamdı. Bana "Ne kadar paran var, nereye yatıralım?" dediğinde, cebimdeki 5000 lirayı gösterdim, hisse senedi almayı denedik.
O ilk yatırımı Borsa İstanbul üzerinden yaptım, Türk Hava Yolları hissesinden başladım, çünkü uçak biletleri her zaman popülerdi ve ben de sık seyahat ediyordum. 5000 lirayı ikiye böldüm, yarısını hisseye yatırdım, kalanını mevduat hesabında tuttum. O zamanlar 25 yaşında olmak, hem özgüven hem de belirsizlik demekti, bir yandan temizlik malzemeleri almaya devam ederken diğer tarafta ekranı takip ediyordum. Hisse fiyatları dalgalanırken, 2015'te fiyatı 7 liradan 8 liraya çıkınca 200 lira kar ettim, ama ertesi ay düştü, kaybettim. Bu deneyimi yaşarken, her gün işten eve dönerken telefonumdan kontrol ediyordum, Kadıköy'deki kafede oturup haberleri okuyordum.
Geçen ay, Ankara'da Migros'ta deterjan alışverişi yaparken, bir şişe Ariel'in 75 TL'ye çıktığını gördüm ve içimden "ne güzel, temizlik için servet harcıyoruz" diye geçirdim. Eve dönüp banyoyu silince, o pırıl pırıl fayanslar karşısında gülümsedim – sanki pahalılığın acısını çıkarıyormuşum gibi. Ben leke_avcisi olarak, her seferinde aynı oyuna geliyorum; euro artıyor, TL eriyor, ama bir fıs deterjanla kendimi kraliçe hissediyorum. Ne komik, değil mi? Yine de, bu küçük temizlik zaferleri olmasa, hayatın pahalı yükü daha da ağır basar.
Evlenmeden önce konuşulması gereken konular deyince benim aklıma 2014 geliyor, o yıl nişanlımla İstanbul'un Taksim'inde bir kafede oturmuş, "Evde kedi mi besleyeceğiz, köpek mi?" diye tartışıyoruz. Ben ısrarla kedinin tüylerini temizlemenin cehennem olduğunu anlatıyorum, o ise köpeğin kahvaltıda mamayı düşürmesini romantik buluyor. Sonra fark ettim, aşk güzel ama kim halıları vakumlayacak, işte asıl mesele orası.
2017'de Ankara'da bir ikinci el Volkswagen Polo aldım, 35 bin liraya. O zamanlar yakıt 4 lira civarındaydı, ama şimdi depoyu doldurmak 500 lira tutuyor. Sigorta primi her yıl 2 bin lira artıyor, vergi de plaka harfine göre 1500 liraya dayandı. Bakım için her 10 bin km'de yağ değişimi yaptırıyorum, Castrol yağla 400 lira gidiyor. Arabayı temiz tutmak ekstra iş; eve gelince hemen içini süpürüyorum, yoksa leke tutuyor. Bu masraflar birikince, şehir içi için bisiklet daha az dert oluyor.
Mesajlaşmada yanlış anlaşılma stresi nasıl bir baş belası, anlatsam? Ben 2020'de, İstanbul'da, lise arkadaşım Deniz'e bir mesaj attım. "Akşam buluşalım mı?" diye yazdım, ama ünlem koymayı unuttum. O, "Neden bu kadar resmi konuşuyorsun, bir sorun mu var?" diye cevap verdi, geceyi uykusuz geçirdim. Mesajlarda kelimeler aynı olsa da, tonu algılamak imkânsız; bir virgül bile ilişkiyi allak bullak ediyor. Bu seferlik, üç kez okudum mesajı göndermeden.
2005 yazında, Ankara'da ilk iş görüşmeme giderken evden erken çıktım ama o lanet haritayı yanlış okumuşum. Sincan'dan Yenikent'e doğru otobüse bindim, 45 dakika yol aldıktan sonra durakta inip sokak sokak aradım, meğerse firma binası tam ters yöndeymiş. O sıcakta, siyah pantolonum dizlerime yapışmış, annemin ütülediği gömleğim terden şeffaf olmuştu, cebimde sadece 5 lira bozuk para ve bir şişe su vardı. Görüşmeye 15 dakika gecikince resepsiyondaki kadın gözlerini devirdi, "Bekleme odasında otur" dedi, ben de oraya çöküp CV'mi tekrar okudum, üstünde "Profesyonel Temizlik Tecrübesi" diye yazmıştım halbuki lisede sadece evleri silmiştim.
Müdür içeri girdiğinde ben ayağa kalktım, elimi uzattım ama o sadece kaşlarını kaldırdı, "Nereden geldin sen" diye sordu, ben de hızlı hızlı temizlik tekniklerinden bahsetmeye başladım. "Bulaşıkları mikrofiber bezle silmek en iyisi" dedim, o ise güldü ve "Biz burada endüstriyel temizlik yapıyoruz, senin gibi çaylakları alırız ama önce dayanıklı olmalısın" diye ekledi. O gün eve dönerken, Yenikent otobüsünde cam kenarına oturup düşündüm, ayakkabılarımın tabanları aşınmıştı, cebimde kalan para ile bir simit aldım. İlk görüşme böyle bir hengame olmuştu, sonra öğrendim ki her seferinde giysilerimi önceden test etmeliyim, mesela o gömlek zaten lekeliymiş. Ankara'nın o yaz sıcağı hala aklımda, bir daha asla haritayı göz ardı etmedim.
25 yaşında, 2018'de, Ankara'da, temizlik işlerinden kalan 1500 TL'yi ilk defa bir yatırım hesabına aktardım. O sırada, eve aldığım deterjan markalarından tasarruf etmek için ucuz alternatifi deniyordum, geriye kalan parayı Garanti Bankası'ndan aldığım tavsiye üzerine bir hisse fonuna koydum. Mesela, Turkcell hissesini seçtim çünkü herkes kullanıyordu, fiyatı 10 TL civarındaydı. Şimdi, o birikimi her ay 200 TL daha artırıyorum, fark ediyor.
2005'te ilk arabam bir 98 model Fiat Uno'yu 4 bin liraya almıştım, Ankara'da yaşayan bir öğrenci olarak. O zamanlar yıllık trafik sigortası 300 lira tutuyordu, benzin 2.5 liraydı ve haftada bir depo yeterdi. Şimdi 2024'te aynı modelin bakımı için bile 5000 lira harcıyorum, İstanbul'da trafik yüzünden. Bir Renault Megane'ın sıfır fiyatı 800 bin lira olmuş, oysa eskiden orta sınıf bir aile arabası 20 bin liraya alınırdı. Benzin 25 lira olunca, ayda en az 1000 lira yakıt gideri çıkıyor, ev masrafını etkiliyor. 2019'da ikinci el bir arabaya 50 bin lira verdiğimde, şu anki enflasyonla bunun üç katı demek.
Freelance işlere 2012'de İstanbul'da başladım, temizlik danışmanlığı yaparak. O dönemler internet kafelerde Upwork'e girip iş arardım, ama ödemeler hep sorunlu olurdu; 2015'te bir müşteriden 800 dolarlık proje aldım, ama döviz bürolarına koşuşturup kur farkından dolayı sadece 650'sini alabildim. Vergi dairesiyle uğraşmak cabası, her seferinde fatura için evrakları toparlamak saatlerimi alıyordu.
Şimdi düşünüyorum da, 2000'lerin sonunda freelance hayal gibi gelirdi, belki daha az rekabet vardı ama döviz kurlarının keyfiliği her şeyi mahvediyordu. 2018'de bir Avrupa firmasıyla çalışırken, parayı çekmek için üç banka dolaştım; birinde yüzde 15 komisyon kestiler, diğerinde hesabı bloke ettiler. Evde oturup iş yapmak özgür hissettiriyor, ama Türkiye'de her transferde acaba ne kadarını kaybedeceğim diye stres oluyorum. O eski günlerde, arkadaşlarımla kahvede konuşurduk, şimdi herkes aynı dertten şikayetçi. Freelance olmanın romantizmi burada bitiyor, her ay faturalar ödenmeyince gerçekler tokatlıyor. 2019'da bir projeden kalan 500 lirayı bile banka hatasıyla alamayıp, sokaklarda dövizci aradığımı hatırlıyorum; o anlar insanın motivasyonunu yerle bir ediyor. Türkiye'de freelance, dışarıdan bakınca cazip ama içinden bakınca hep bir engel var, özellikle enflasyonla birlikte.
Çamaşır makinesi saatleri yüzünden yaşadıklarım, temizlik işinin bazen ne kadar karmaşık olabileceğini gösteriyor. Geçen yaz İzmir’deki yazlık evimizde, ben akşam saat 10’da makineyi çalıştırdığımda alt komşumuz Sevda Hanım hemen kapıya geldi, “Deniz kenarı evlerde nem varken gece makine çalıştırmak makineyi yıpratır” dedi, oysa ben sadece çarşafları yıkıyordum. Türkiye’de her apartman kendi temizlik uzmanı gibi davranıyor, herkesin kendine göre bir kuralı var. Almanya’da ise kurallar daha net, pazar günleri makine çalıştırınca sanki ülkeye ihanet etmiş gibi hissediyorum. Orada komşular direkt not bırakıyor, bizim burada ise daha çok laf dalaşı dönüyor.
2015'te, eşimin ailesini İzmir'de ilk ziyaretimde ev kapısında ayakkabıları dizili görünce temizlik takıntımı tetikledi. Benim evde her zaman halıları silkeleyip paspas çekerim, ama onların evinde eski bir Çanakkale kilimi vardı, üstünde hafif toz birikmiş. Otururken annesi çay servisi yaptı, fincanları porselen, ama tabaklarda hafif su lekesi fark ettim, markası İkbal. O an kendi leke çıkarma sırlarımı aklıma getirdim, mesela sirke karışımıyla nasıl silerim diye. Akşam yemeğinde ev yapımı köfte yedik, ama ben o lekeleri unutamadım.
25 yaşında yatırım işine girince, ben de 2012'de, Ankara'da bir bankanın şubesine adım attım, cebimde ancak biriktirdiğim 300 TL'yle. Danışman "Hangi hisse?" diye sordu, ben "Volkswagen mı, yoksa evdeki pas lekelerini çıkarmak için araba mı alsam?" diye içimden geçirdim. O parayla bir fon aldım, ertesi ay düştü, ben de "Vay be, yatırım dediğin bu mu, deterjan alsaydım en azından çamaşırlar pırıl pırıl olurdu" diye güldüm kendi kendime. Şimdi bakıyorum, o yaşta para biriktirmek yerine temizlik malzemelerine yatırsaydım, belki daha az leke kalırdı hayatımda.
Freelancer temizlikçi olarak Türkiye'de işler hiç kolay değil. Geçen yıl İstanbul'da bir evi temizledim, 500 TL'ye anlaştık ama ödemeyi EFT ile almak istedim, banka yüzde 3 komisyon kesti. Müşteriler bazen fiyatı düşürmeye çalışıyor, bir keresinde 2023'te Kadıköy'de saatlik ücreti 50 TL'den 40 TL'ye indirdiler. Hala vergi beyannamesi hazırlamak için muhasebeciye 100 TL ödüyordum, bu yüzden hep nakit peşin şartı koyuyorum. Freelance'de en büyük dert, güvenilir müşteri bulmak.
İlk iş görüşmesinde mülakatçının sana ne içmek istersin diye sorduğunu hatırlıyorum. Klasik Türk kahvesi dedim, ama pişman oldum. O minik fincanın içinde hem kahveyi bitirmeye çalışıyorum, hem de o anki stresle titreyen ellerimi kontrol etmeye uğraşıyorum. Bir damla döksem rezil olacağım hissi, o yarım saatlik görüşmeyi bana kâbus etmişti. O günden sonra, eğer bir içecek ikramı olursa hep su istiyorum, en azından döksem bile felaket olmuyor. Suyun sakinleştirici etkisi de cabası.
2018'de Ankara'da yeni bir işe başladığımda, kredi kartı borcum 2500 TL'ye ulaşmıştı. Her ay asgariyi ödeyerek faizin büyüdüğünü görüyor, sinir oluyordum. Ben bir çözüm olarak, haftasonları taksi şoförlüğü yaparak ekstra 400 TL kazandım. O parayı doğrudan borca yatırdım, alışveriş için de sadece nakit kullandım. Böylece dört ayda tamamen sıfırladım, rahat bir nefes aldım.
Ben 2012'de İstanbul'da temizlik işine girmeden önce yanlışlıkla turizm sektörünü denedim. O dönem bir otelde resepsiyonist oldum, maaşım 1200 liraydı, ama her gün turistlerle uğraşmak sinirlerimi yıpratıyordu. Arkadaşım Ayşe o sırada ev temizliği yapıyor, sadece bir ayda 2500 lira kazanıyordu. Benim hatam yüzünden üç yıl boşa geçti, şimdi leke avcılığında daha rahatım. Bu deneyimden öğrendim ki, sevmediğin iş para getirmiyor, sadece yoruyor.
25 yaşında yatırım mı? Benim o yaşta tek yatırımım, indirime girmiş şampuanları stoklamak ya da iki alana bir bedava deterjanları kovalayıp evde küçük bir market kurmaktı. Annem "Nereye koyacaksın bu kadar şeyi?" diye sorunca, "Anne, bu bir yatırım!" derdim. Tabii ki o, benim sadece evin bir bölümünü depoya çevirdiğimi düşünüyordu.
Bir keresinde, banka kartımın temassız özelliğini keşfettiğimde bile kendimi çağ atlamış gibi hissetmiştim, düşünün yani. Arkadaşlarım kripto paraları, hisse senetlerini konuşurken ben en fazla, pazar alışverişinde hangi manavın daha taze roka sattığını analiz ederdim. Belki de bu da bir tür "getiri" avcılığıydı, kim bilir. Sonuçta taze roka, iyi bir sindirim ve mutlu bir ben demek. Bu da bir yaşam yatırımı sayılmaz mıydı şimdi?
2008'de, Ankara'daki ilk freelance temizlik işimde bir daireyi haftada iki kez temizleyip 250 lira kazandım, o zamanlar para transferi için sadece hesap numaraları yetiyordu. Şimdi her iş için e-fatura sistemiyle uğraşmak şart, geçen yıl beş müşterimden ödemeyi alabilmek için banka kuyruklarında saatler harcadım. Enflasyon yüzünden fiyatlar sürekli değişiyor, 2023'te aynı işi 600 liraya yaptım ama kur farkı ve komisyonlar yüzünden netim 450'ye düştü. Freelance hayatı eskiden özgür gelirdi, şimdi her adımda bir engel çıkıyor.
Kullanıcı adı: leke_avcisi Başlık: Yanlış meslek seçiminin bedeli
Yıllar oldu, hâlâ o iç sıkıntısını hatırlarım. Temizlik işlerini, düzenlemeyi hep sevmişimdir, evde en çok vakit geçirdiğim yer mutfaktaki lavabo kenarıydı. Annem de "sen bu işlere meraklısın" derdi. Ama ben gittim, 2005'te lisede sayısal seçtim, "gelecek mühendislikte" dediler, inandım. Bilgisayar mühendisliği okudum, 2010'da mezun oldum. İlk işime girdiğimde, İstanbul'da bir yazılım firmasında, monitöre bakmaktan gözlerim kan çanağına dönerdi.
O zamanlar aylık gelirim 2500 liraydı, iyi para sayılırdı ama akşam eve gelince kolumu bile kaldıramıyordum. Bir gün mutfak tezgahını silerken hissettim, bu işte beni mutlu eden bir şeyler vardı. Şimdi kendi işimi yapıyorum, evlere temizliğe gidiyorum. Kazancım mühendislikteki kadar olmasa da, akşamları çocuklarımla daha keyifli vakit geçiriyorum, en azından hafta sonu yorgunluktan bayılmıyorum. Yanlış meslek seçimi insana yıllara mal oluyor.
Freelance temizlik işleri aldığımda özgürlük hayaliyle başladım, ama Türkiye'de her şey bir labirente dönüyor. Mesela 2022'de İstanbul'un bir semtinde 300 TL'lik bir ev temizliği yaptım, ödemeyi almak için üç banka uygulaması denedim, sonunda yüzde 15 kesintiyle 255 TL kaldı. Döviz kuru her ay değişiyor, euro bazlı ödemelerimi takip etmek eziyet; bu, bağımsız olmanın felsefesini sorgulatıyor, sanki özgürsün ama görünmez zincirler her kararını etkiliyor. Vergi beyannameleri de cabası, her seferinde sistemin dişlilerine takılıp kalıyorum. Freelance, kendi patronun olmak demek ama Türkiye'de bu, sürekli bir mücadele arenasından başka bir şey değil.
Temizlik işinde yıllardır şunu gözlemliyorum; insan sevmediği bir işi yapınca hem evi dağılıyor, hem de kendi dağılıyor. Mesela benim 2018'de çalıştığım bir avukat vardı, sabah 8'de girer, akşam 9'da çıkardı bürodan. Kazancı iyiydi ama evine gittiğimde salonun halısı kahve lekesi içindeydi, mutfak tezgahı dağınıktı. Ben de ona "Hanımefendi, siz bu işi seviyor musunuz?" diye sordum, "Yok leke_avcisi" dedi, "Keşke çocukken ressam olsaydım." İnsan sevmediği işte yorulunca, ne evine bakmaya enerjisi kalıyor ne de kendine. Oysa sevdiği işi yapanların evi de, ruhu da pırıl pırıl oluyor.
Türkiye'de araba sahibi olmak artık bir temizlik takıntısı gibi, sürekli bir şeyleri parlatmaya çalışmak ama bir türlü yeterli gelmemesi gibi. Geçen ay benzin istasyonunda depoyu fullemek için kredi kartımı uzattığımda, pos cihazından çıkan fişin uzunluğuna inanamadım, sanki market alışverişi yapmışım. Oysa 2008'de ilk arabamı aldığımda, bir depoyu doldurmak için cebimdeki paranın yarısını bile harcamazdım, şimdi o yarının beş katı yetmiyor.
Sanırım en son 2015'te yıllık sigorta ve MTV ödemelerimi tek kalemde, "aman ne olacak" diyerek ödemiştim. Şimdi her ikisi de aylık bütçemi planlarken ciddi bir kalem, resmen temizlik malzemesi alırkenki liste gibi, birini çıkarıp diğerini ekleyemiyorsun. Bir de bakım masrafları var; geçen gün fren balataları için aldığım fiyat, bir zamanlar arabamın aylık yakıt gideri kadardı. Araba sahibi olmak, sürekli büyüyen, bitmeyen bir lekeyi çıkarmaya çalışmak gibi.
00
Benim tecrübem gösterdi ki, bir insan gerçekten değişmek istiyorsa, bunu sözleriyle değil eylemleriyle gösterir. Ve bu değişim, senin ikinci şans vermeni beklemeden, kendi içinde başlar. Aksi takdirde, sen sadece eski bir filmin tekrar gösterimini izlersin, sonunu zaten bildiğin bir filmin. O yüzden, artık leke tutmayan kumaşlar tercih ediyorum hayatımda. Daha az yorucu, daha az hayal kırıklığı.
53
Yatırımın en zor yanı, temizlik işlerinden kalan zamanı buna ayırmak oldu. Mesela, bir haftasonu Ankara'da akrabalarımı ziyaret ettim, orada tanıdık birinden borsa hakkında konuştum, o da 10 yıl önce aynı hatayı yaptığını söyledi. Benim için bu, sadece para meselesi değildi, ev bütçemi dengelemekle ilgiliydi. 2016'da, birikimimi artırmak için ekstra temizlik işleri aldım, mesela bir apartman dairesini haftada iki kez temizliyordum, oradan kazandığım 300 lirayı doğrudan yatırım fonuna ekledim. Garanti Bankası'ndaki uygulamayı kullandım, her ay otomatik transfer ayarladım, başlangıçta 100 lira gibi küçük miktarlar. O zaman fark ettim ki, yatırım yapmak temizlik gibiydi, düzenli bakım şart.
İlk hatalarımı hatırlıyorum, 2017'de dolar yükselince paniğe kapıldım, elimdeki hisseyi sattım ama hemen ertesi gün düştü, yani erken davranmıştım. Bu olay, Kadıköy'deki evimde televizyon haberlerini izlerken yaşandı, o akşam yemeğimi bile yiyemedim. Sonra, 2018'de kripto para furyasına kapıldım, Bitcoin'e 2000 lira yatırdım, ama o zamanlar fiyatı 5000 dolardan 6000 dolara çıktı, ben 1000 dolarlık kısmı aldım. Temizlik işlerimden kalan zamanı öğrenmeye ayırdım, mesela akşamları YouTube'dan videolar izliyordum, bir tanesinde uzman bir adam detaylı anlatıyordu. Yatırımın püf noktası, benim gibi sıradan insanlar için, küçük adımlarla ilerlemekmiş, ben de her ay 500 lira ekledim.
Bu süreçte, arkadaşlarımla paylaştım, mesela 2019'da bir tanesiyle Taksim'de buluştuk, o da yatırım yapmayı deniyordu, Vodafone hissesinden bahsetti. Benim deneyimim, temizlik sektöründe para kazanmanın zorluğunu gösteriyordu, her ay faturaları ödedikten sonra kalanla idare etmek. 2020'de pandemi başladı, ben de evde daha fazla vakit geçirince yatırımlarıma odaklandım, o yıl hisse senedi portföyümü çeşitlendirdim, bir kısmını banka fonuna, diğer kısmını teknoloji şirketlerine koydum. Mesela, Apple hissesinden 10 adet aldım, fiyatı 100 dolarken, şimdi 150 dolara çıktı. Bu, 25 yaşımda başladığım yolculuğun bir parçasıydı, her adımda biraz daha öğreniyordum.
Şimdi, 30'larımda, o ilk yatırımların bana ne kattığını görüyorum, mesela geçen yıl ev alırken birikimim işe yaradı. Temizlik işlerinden kazandığım parayı doğru yönetmek, hayatı kolaylaştırdı, ama her şey deneme yanılmayla oldu. 2021'de enflasyon yükselince hisselerimi sattım, 10 bin liraya yakın karım vardı, onu ev tadilatına harcadım, mesela mutfak dolaplarını yeniledim. Bu tür hikayeler, 25 yaşında başlamanın avantajını gösteriyor, çünkü zamanınız var. Benim gibi sıradan bir temizlikçi için bile, bu yol mümkün. Her seferinde, biraz daha fazla detay öğreniyordum, mesela vergi oranlarını takip etmek gibi, ama asla planlı bir şey değildi, sadece akışına bıraktım. O günlerde, İstanbul'un kalabalığında yürürken, aklım hep yatırım ekranındaydı.
103
Yıllar geçtikçe, ilk işimde o firmada başladım ama başlangıçta yaşadığım o stres, mesela ilk maaşımı 800 lira olarak aldığımda, hepsini yeni ayakkabıya harcamıştım. Şimdi temizlik işlerinde ustayım, o günlerin acemiliğini hatırladıkça gülüyorum, her şey tecrübe ile geliyor. O görüşmeden sonra birkaç ay işsiz kaldım, evde annemin temizlik malzemelerini kullanarak pratik yaptım, markası OMO olan deterjanla duvarları sildim. İşte böyle, ilk travmalar hayatın cilvesi.