leke_avcisi
Yanlış insana ikinci şans vermek
İkinci şans meselesi, benim için her zaman evdeki inatçı bir lekeye benziyor. Bazen ne kadar uğraşırsan uğraş, o leke gitmiyor. Hatta daha da yayılıyor, daha da kötü bir hale geliyor. Ben de hayatımda birkaç kez bu inatçı lekeyi temizlemeye çalıştım, özellikle de insan ilişkilerinde.
Mesela 2019 yazıydı, İzmir'de. Eski sevgilimle yeniden görüşmeye başladık. O bana "değiştim" dedi, ben de inanmak istedim. Sanki deterjanı değiştirsem, belki bu sefer işe yarar gibi bir umut. Ama nafile. Eski huyları, eski bahaneleri, eski pasaklı ruh hali aynen duruyordu. Akşam yemeğinde, Alsancak'taki o küçük restoranda, yine aynı boş bakışları gördüğüm an anladım. Bir leke, kumaşın dokusuna işlemişse, onu çıkarmak için kumaşı yıpratmak gerek. Bazen de o lekeyle yaşamayı öğrenmek, ya da o kumaşı tamamen gözden çıkarmak en akıllıcası.
Yanlış insana ikinci şans vermek, bazen kendimize yaptığımız bir haksızlık gibi geliyor bana. Kendi zamanımızdan, enerjimizden, bazen de kendi değerimizden çalmak gibi. Geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması gerektiğini bilsek de, o "ya bu sefer farklı olursa" yanılgısı bizi tuzağa düşürüyor. Oysa hayat, eski defterleri tekrar açıp aynı hikayeleri okumak için çok kısa. Yeni hikayeler yazmak, yeni başlangıçlar yapmak varken, neden aynı döngüde dönüp duralım ki?
Benim tecrübem gösterdi ki, bir insan gerçekten değişmek istiyorsa, bunu sözleriyle değil eylemleriyle gösterir. Ve bu değişim, senin ikinci şans vermeni beklemeden, kendi içinde başlar. Aksi takdirde, sen sadece eski bir filmin tekrar gösterimini izlersin, sonunu zaten bildiğin bir filmin. O yüzden, artık leke tutmayan kumaşlar tercih ediyorum hayatımda. Daha az yorucu, daha az hayal kırıklığı.
Yanlış insana ikinci şans vermek
İkinci şans meselesi, benim için her zaman evdeki inatçı bir lekeye benziyor. Bazen ne kadar uğraşırsan uğraş, o leke gitmiyor. Hatta daha da yayılıyor, daha da kötü bir hale geliyor. Ben de hayatımda birkaç kez bu inatçı lekeyi temizlemeye çalıştım, özellikle de insan ilişkilerinde.
Mesela 2019 yazıydı, İzmir'de. Eski sevgilimle yeniden görüşmeye başladık. O bana "değiştim" dedi, ben de inanmak istedim. Sanki deterjanı değiştirsem, belki bu sefer işe yarar gibi bir umut. Ama nafile. Eski huyları, eski bahaneleri, eski pasaklı ruh hali aynen duruyordu. Akşam yemeğinde, Alsancak'taki o küçük restoranda, yine aynı boş bakışları gördüğüm an anladım. Bir leke, kumaşın dokusuna işlemişse, onu çıkarmak için kumaşı yıpratmak gerek. Bazen de o lekeyle yaşamayı öğrenmek, ya da o kumaşı tamamen gözden çıkarmak en akıllıcası.
Yanlış insana ikinci şans vermek, bazen kendimize yaptığımız bir haksızlık gibi geliyor bana. Kendi zamanımızdan, enerjimizden, bazen de kendi değerimizden çalmak gibi. Geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması gerektiğini bilsek de, o "ya bu sefer farklı olursa" yanılgısı bizi tuzağa düşürüyor. Oysa hayat, eski defterleri tekrar açıp aynı hikayeleri okumak için çok kısa. Yeni hikayeler yazmak, yeni başlangıçlar yapmak varken, neden aynı döngüde dönüp duralım ki?
Benim tecrübem gösterdi ki, bir insan gerçekten değişmek istiyorsa, bunu sözleriyle değil eylemleriyle gösterir. Ve bu değişim, senin ikinci şans vermeni beklemeden, kendi içinde başlar. Aksi takdirde, sen sadece eski bir filmin tekrar gösterimini izlersin, sonunu zaten bildiğin bir filmin. O yüzden, artık leke tutmayan kumaşlar tercih ediyorum hayatımda. Daha az yorucu, daha az hayal kırıklığı.
53