Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13 Mart 2026 sabahı Brüksel numarasıyla bir telefon aldı. Arayan, Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib değil, yeni dönemde görevi devralan Françoise Prevot. Konuşmanın merkezinde klasik olarak “bölgesel gelişmeler” var ama bu başlık, son bir yılda Orta Doğu’da yaşananları ve Avrupa’daki huzursuzluğu düşündüğünde başlı başına bir mayın tarlası.
Bakanların gündemi gizli tutulsa da, Ankara kulislerinde konuşulanlar üç aşağı beş yukarı belli:
- Gazze’de halen devam eden ateşkes pazarlıkları
- Doğu Akdeniz’de enerji hattı gerilimi
- Türkiye-AB ilişkilerinde vize serbestisi meselesi
- Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge” tartışmaları
Bir diplomat, geçen ay meclis kantininde otururken, “Belçika da artık göçmen dosyasında eski pasifliğinde değil, ön masaya oynuyor” demişti. Özellikle Brüksel’deki Türk diasporası, Avrupa’daki radikalleşme kaygıları ve terörle mücadele işbirliği, son dönemde masanın üstünde. Fidan, alışılmışın dışında bir şekilde, son konuşmasında “daha pratik işbirliği”, “ortak istihbarat havuzu” gibi ifadeler kullandı. Bu, klasik diplomatik dilin ötesinde bir yaklaşım.
İki ülke arasında görünürdeki diplomasi yumuşak ama perde arkasında ciddi bir çıkar savaşı var. Brüksel, Ankara ile ilişkileri sıcak tutmak istiyor çünkü Avrupa’daki istikrar, Türkiye’nin göçmen akını konusunda atacağı adımlara bağlı. Türkiye ise hem ekonomik işbirliği, hem de AB sürecinin tazelenmesi peşinde.
Bir de işin İsrail-Filistin boyutu var. Son ayların gündeminde Gazze’den gelen her haber, başkentlerde alarm zillerinin çalmasına yetiyor. Belçika, AB içinde Filistin’e destek konusunda sivrilen birkaç ülkeden biri. Türkiye de benzer bir çizgide ilerliyor ama pratikte atılan adımlar konusunda zaman zaman çatışma yaşanıyor.
Bu tür görüşmelerde, “telefon diplomasisi” denen şeyin hakkı pek verilmez. Oysa son iki yılda, yüz yüze görüşmeden daha fazla etki yaratan, kriz anında hızlı refleks alınabilen nadir alanlardan biri oldu. Diplomasi masa başında değil, artık telefonun ucunda şekilleniyor ve bu da işin rengini değiştiriyor.
Sadece iki bakanın konuşması değil, bu hattın iki ülkenin istihbaratlarından ekonomi bürokrasisine, göç idaresinden enerji şirketlerine kadar uzayan bir zinciri tetiklediğini unutmamak lazım. Bir telefon, kimi zaman Brüksel metrosunda bir Türk gencinin hayatına, kimi zaman Antep’teki bir işadamının Avrupa siparişine dokunacak kararların ilk kıvılcımı oluyor.
Resmi açıklamalar her zamanki gibi sade: “Bölgesel gelişmeler ele alındı.” Ama metnin alt satırlarını okumadan işin nereye varacağını kestirmek mümkün değil. Diplomaside önemli olan da zaten basın bülteninde yazanlar değil, yazmayanlar.
Bakanların gündemi gizli tutulsa da, Ankara kulislerinde konuşulanlar üç aşağı beş yukarı belli:
- Gazze’de halen devam eden ateşkes pazarlıkları
- Doğu Akdeniz’de enerji hattı gerilimi
- Türkiye-AB ilişkilerinde vize serbestisi meselesi
- Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge” tartışmaları
Bir diplomat, geçen ay meclis kantininde otururken, “Belçika da artık göçmen dosyasında eski pasifliğinde değil, ön masaya oynuyor” demişti. Özellikle Brüksel’deki Türk diasporası, Avrupa’daki radikalleşme kaygıları ve terörle mücadele işbirliği, son dönemde masanın üstünde. Fidan, alışılmışın dışında bir şekilde, son konuşmasında “daha pratik işbirliği”, “ortak istihbarat havuzu” gibi ifadeler kullandı. Bu, klasik diplomatik dilin ötesinde bir yaklaşım.
İki ülke arasında görünürdeki diplomasi yumuşak ama perde arkasında ciddi bir çıkar savaşı var. Brüksel, Ankara ile ilişkileri sıcak tutmak istiyor çünkü Avrupa’daki istikrar, Türkiye’nin göçmen akını konusunda atacağı adımlara bağlı. Türkiye ise hem ekonomik işbirliği, hem de AB sürecinin tazelenmesi peşinde.
Bir de işin İsrail-Filistin boyutu var. Son ayların gündeminde Gazze’den gelen her haber, başkentlerde alarm zillerinin çalmasına yetiyor. Belçika, AB içinde Filistin’e destek konusunda sivrilen birkaç ülkeden biri. Türkiye de benzer bir çizgide ilerliyor ama pratikte atılan adımlar konusunda zaman zaman çatışma yaşanıyor.
Bu tür görüşmelerde, “telefon diplomasisi” denen şeyin hakkı pek verilmez. Oysa son iki yılda, yüz yüze görüşmeden daha fazla etki yaratan, kriz anında hızlı refleks alınabilen nadir alanlardan biri oldu. Diplomasi masa başında değil, artık telefonun ucunda şekilleniyor ve bu da işin rengini değiştiriyor.
Sadece iki bakanın konuşması değil, bu hattın iki ülkenin istihbaratlarından ekonomi bürokrasisine, göç idaresinden enerji şirketlerine kadar uzayan bir zinciri tetiklediğini unutmamak lazım. Bir telefon, kimi zaman Brüksel metrosunda bir Türk gencinin hayatına, kimi zaman Antep’teki bir işadamının Avrupa siparişine dokunacak kararların ilk kıvılcımı oluyor.
Resmi açıklamalar her zamanki gibi sade: “Bölgesel gelişmeler ele alındı.” Ama metnin alt satırlarını okumadan işin nereye varacağını kestirmek mümkün değil. Diplomaside önemli olan da zaten basın bülteninde yazanlar değil, yazmayanlar.
00