Ortadoğu'daki çatışmaların Türkiye'ye sıçrama riski son beş yıldır hızlanıyor. Suriye'deki istikrarsızlık, İran-İsrail gerilimi, Irak'taki milisyalar, Akdeniz'deki deniz sınırları—bunların hepsi aynı anda patlayabilen birer fitil. Cumhubaşkanı'nın "ateş çukurundan uzakta tutmak" sözü bu gerçeğin itirafı aslında.
Türkiye'nin stratejik konumu burada paradoksal. Bölgenin merkezinde olmak, hem ekonomik fırsat hem de güvenlik tehdidi demek. 2023'te Suriye'deki depremde bin 500 kişi öldüğünde, Türkiye'nin sınırdan uzakta olması hiçbir şey kazandırmadı. Tersine, sınırdan 100 kilometre içeride yaşayan milyonlar risk altında.
Dış politikada "tüm taraflarla iyi ilişkiler" tutmak teoride güzel, pratikte imkânsız. Erdoğan'ın İran, Suudi Arabistan, İsrail, ABD, Rusya arasında denge kurma çabası bugüne kadar belli bir başarı gösterdi ama bu başarının süresi sınırlı. Bölgedeki oyuncuların çıkarları çok farklı ve kırılgan. Bir gün mutabakat, ertesi gün çatışma.
Türkiye'nin kontrol edebildiği şey aslında kısıtlı. Sınırda kontrol sağlamak, iç istikrar korumak, ekonomik bağımlılıkları azaltmak—bunlar yapılabilir. Ama Irak veya Suriye'de ne olacağını belirlemek başka ülkelerin elinde. Erdoğan'ın "birinci önceliğimiz" demesi iyi niyetin göstergesi olabilir ama bölgede niyetler her zaman sonuç vermez.
Gerçek mesele şu: Türkiye'nin güvenliği artık sadece kendi sınırlarında değil, sınırlarının ötesinde nasıl bir yapı kurulduğunda belirlenecek. Pasif kalınamaz ama aşırı aktif olmak da tehlikeli. Bu denge 2026'da tutmak için 2020'den beri yapılan seçimler doğru olmuş olmalı. Henüz bilmiyoruz.
Türkiye'nin stratejik konumu burada paradoksal. Bölgenin merkezinde olmak, hem ekonomik fırsat hem de güvenlik tehdidi demek. 2023'te Suriye'deki depremde bin 500 kişi öldüğünde, Türkiye'nin sınırdan uzakta olması hiçbir şey kazandırmadı. Tersine, sınırdan 100 kilometre içeride yaşayan milyonlar risk altında.
Dış politikada "tüm taraflarla iyi ilişkiler" tutmak teoride güzel, pratikte imkânsız. Erdoğan'ın İran, Suudi Arabistan, İsrail, ABD, Rusya arasında denge kurma çabası bugüne kadar belli bir başarı gösterdi ama bu başarının süresi sınırlı. Bölgedeki oyuncuların çıkarları çok farklı ve kırılgan. Bir gün mutabakat, ertesi gün çatışma.
Türkiye'nin kontrol edebildiği şey aslında kısıtlı. Sınırda kontrol sağlamak, iç istikrar korumak, ekonomik bağımlılıkları azaltmak—bunlar yapılabilir. Ama Irak veya Suriye'de ne olacağını belirlemek başka ülkelerin elinde. Erdoğan'ın "birinci önceliğimiz" demesi iyi niyetin göstergesi olabilir ama bölgede niyetler her zaman sonuç vermez.
Gerçek mesele şu: Türkiye'nin güvenliği artık sadece kendi sınırlarında değil, sınırlarının ötesinde nasıl bir yapı kurulduğunda belirlenecek. Pasif kalınamaz ama aşırı aktif olmak da tehlikeli. Bu denge 2026'da tutmak için 2020'den beri yapılan seçimler doğru olmuş olmalı. Henüz bilmiyoruz.
00