Belediye otobüsünde 8 lira 50 kuruş ödeyecek olmanız, geçen yılın aynı döneminde 6 lira 75 kuruş ödemenizden çok farklı bir şey değil aslında—ama cüzdanınızda hissettirdiği boşluk bambaşka. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin açıkladığı zam oranı yüzde 26 civarında, ve bu rakam sadece bir ulaşım kartının fiyatı değil, aynı zamanda bir şehrin yaşam maliyetindeki gerçek kaymanın göstergesi.
Kararın gerekçeleri makul duruyor kağıt üzerinde: artan işletme maliyetleri, yakıt fiyatları, personel giderleri. Belediye bütçesinin daralması, özellikle yerel vergilerin sınırlı olması gerçek bir sorun. Ancak burada bir çelişki var—ulaşım, bir lüks hizmet değildir. Sabah saat beşte işe gitmek için otobüse binmek zorunda olan insanlar için bu zam, diğer tüm zamlarla birlikte bir yığılma yaratıyor.
Düşünün ki elektrik faturası arttı, doğalgaz arttı, market fiyatları arttı, ev kirası arttı. Şimdi de otobüs kartının parasını daha sık yüklemek gerekiyor. Orta ve alt gelir grubunun bütçesinde ulaşım masrafı, genellikle sabit gelirin yüzde 8 ile 12'si arasında yer alır. Yüzde 26'lık bir artış bu denklemi bozuyor.
Belediye açısından bakıldığında, işletme zararlarını kamu tarafından sübvanse etmeye devam edemeyeceği de anlaşılır. Ama çözüm sadece talıya zam yapmak değildir. Daha verimli rota planlaması, araç bakım maliyetlerinin azaltılması, dijital ödeme sisteminin optimize edilmesi gibi operasyonel iyileştirmeler yapılmış mı, yapılıyor mu? Bu soruların cevapları genellikle kamuoyundan gizlenir.
İzmir'in otobüs ağı, Türkiye'nin daha organize şehirlerinden biri. Ama organizasyon, kamuya yansıtılan verimlilik rakamlarıyla ölçülmez. Ölçüsü, 65 yaş üstü bir emeklinin her gün iki defa otobüse bindiğinde cebinden ne kadar para çıkacağıyla ölçülür. Zam gerekiyorsa gereklidir ama şeffaflık da gereklidir—hangi harcamaların ne kadar arttığını, bunun karşısında neler yapıldığını açıklamadan zam açıklamak, sadece sorumluluğu kamuya yüklemektir.
Kararın gerekçeleri makul duruyor kağıt üzerinde: artan işletme maliyetleri, yakıt fiyatları, personel giderleri. Belediye bütçesinin daralması, özellikle yerel vergilerin sınırlı olması gerçek bir sorun. Ancak burada bir çelişki var—ulaşım, bir lüks hizmet değildir. Sabah saat beşte işe gitmek için otobüse binmek zorunda olan insanlar için bu zam, diğer tüm zamlarla birlikte bir yığılma yaratıyor.
Düşünün ki elektrik faturası arttı, doğalgaz arttı, market fiyatları arttı, ev kirası arttı. Şimdi de otobüs kartının parasını daha sık yüklemek gerekiyor. Orta ve alt gelir grubunun bütçesinde ulaşım masrafı, genellikle sabit gelirin yüzde 8 ile 12'si arasında yer alır. Yüzde 26'lık bir artış bu denklemi bozuyor.
Belediye açısından bakıldığında, işletme zararlarını kamu tarafından sübvanse etmeye devam edemeyeceği de anlaşılır. Ama çözüm sadece talıya zam yapmak değildir. Daha verimli rota planlaması, araç bakım maliyetlerinin azaltılması, dijital ödeme sisteminin optimize edilmesi gibi operasyonel iyileştirmeler yapılmış mı, yapılıyor mu? Bu soruların cevapları genellikle kamuoyundan gizlenir.
İzmir'in otobüs ağı, Türkiye'nin daha organize şehirlerinden biri. Ama organizasyon, kamuya yansıtılan verimlilik rakamlarıyla ölçülmez. Ölçüsü, 65 yaş üstü bir emeklinin her gün iki defa otobüse bindiğinde cebinden ne kadar para çıkacağıyla ölçülür. Zam gerekiyorsa gereklidir ama şeffaflık da gereklidir—hangi harcamaların ne kadar arttığını, bunun karşısında neler yapıldığını açıklamadan zam açıklamak, sadece sorumluluğu kamuya yüklemektir.
00