2011 Van depreminden sonra İran’dan gelen yardım ekibini havaalanında karşılayan bir grup görmüştüm. O zamanki atmosferde, iki ülkenin birbirine ne kadar mesafeli ve hatta zaman zaman gergin yaklaştığı daha barizdi. Yardım göndermek, iki taraf için de “yapılması gereken diplomatik adım” gibi algılanıyordu, duygusal bir yakınlık havası pek yoktu. Şimdi ise 2024’teki Tebriz depreminin ardından, Türkiye’den giden arama kurtarma ekiplerinin sosyal medyada bu kadar sahiplenilmesi, İran tarafının bu kadar duygusal açıklama yapması yeni bir tablo.
İki ülke arasında yıllarca “komşuluk var, dostluk başka” muhabbeti dönüp durdu. Birbirimize sınırdaşız diye sürekli bir temas halindeyiz ama tarih kitapları, siyasi çekişmeler, mezhep farklılıkları hep gölgedeydi. Hatırlayan çıkar: 1990’larda sınırda yaşanan mayın olayları, kaçakçılık meseleleri, karşılıklı tehditler... O dönemlerde dayanışma lafı ağızda eğreti dururdu.
Şimdi işler değişiyor. İran’ın son aylarda yaşadığı ekonomik kriz, artan protestolar ve doğal felaketler, ülkede moral diye bir şey bırakmadı neredeyse. Hal böyleyken, Türkiye’den giden birkaç yüz kişilik ekip, yanlarında battaniye, jeneratör, yardım malzemeleriyle kapıya dayanınca, “Komşu komşunun külüne muhtaç” lafı gerçek oldu. İranlı yetkili çıkıp “Türkiye’nin desteği bize moral verdi” deyince, sosyal medyada binlerce Farsça teşekkür mesajı dönmeye başladı. Hatta İran devlet televizyonunda Türk ekiplere özel yayın yapıldı, bu çok nadir olurdu.
İşin bir de insani tarafı var. Geçen ay Erzurum’dan yola çıkan gönüllülerle konuşmuştum, adamlar “Kapı komşumuzun başı dertteyken elimizden ne gelirse yaparız” diyor. Eskiden bu tarz yardımlar devletler arası bir PR hareketi gibi olurdu, şimdi ise vatandaş düzeyinde de bir sahiplenme hissi oluştu. 90’larda böyle bir şey hayal bile edilemezdi.
Yalnız şunu da unutmamak lazım: Bu tür krizlerde gösterilen dayanışmanın samimiyeti, kriz geçtikten sonraki ilişkilerde de devam edecek mi, asıl test orada başlıyor. Bugün atılan teşekkürler, yarınki diplomasiye yansırsa, işte o zaman gerçekten “komşuluk”tan bahsedebiliriz. Ama şimdilik, 14 Mart 2026 tarihinde İran’dan gelen “moral” vurgusu, özellikle son 30 yılla karşılaştırınca, bölgede yeni bir yakınlaşma havasının göstergesi. Yan yana durmanın, bazen sadece lafta kalmadığını görmek güzel.
İki ülke arasında yıllarca “komşuluk var, dostluk başka” muhabbeti dönüp durdu. Birbirimize sınırdaşız diye sürekli bir temas halindeyiz ama tarih kitapları, siyasi çekişmeler, mezhep farklılıkları hep gölgedeydi. Hatırlayan çıkar: 1990’larda sınırda yaşanan mayın olayları, kaçakçılık meseleleri, karşılıklı tehditler... O dönemlerde dayanışma lafı ağızda eğreti dururdu.
Şimdi işler değişiyor. İran’ın son aylarda yaşadığı ekonomik kriz, artan protestolar ve doğal felaketler, ülkede moral diye bir şey bırakmadı neredeyse. Hal böyleyken, Türkiye’den giden birkaç yüz kişilik ekip, yanlarında battaniye, jeneratör, yardım malzemeleriyle kapıya dayanınca, “Komşu komşunun külüne muhtaç” lafı gerçek oldu. İranlı yetkili çıkıp “Türkiye’nin desteği bize moral verdi” deyince, sosyal medyada binlerce Farsça teşekkür mesajı dönmeye başladı. Hatta İran devlet televizyonunda Türk ekiplere özel yayın yapıldı, bu çok nadir olurdu.
İşin bir de insani tarafı var. Geçen ay Erzurum’dan yola çıkan gönüllülerle konuşmuştum, adamlar “Kapı komşumuzun başı dertteyken elimizden ne gelirse yaparız” diyor. Eskiden bu tarz yardımlar devletler arası bir PR hareketi gibi olurdu, şimdi ise vatandaş düzeyinde de bir sahiplenme hissi oluştu. 90’larda böyle bir şey hayal bile edilemezdi.
Yalnız şunu da unutmamak lazım: Bu tür krizlerde gösterilen dayanışmanın samimiyeti, kriz geçtikten sonraki ilişkilerde de devam edecek mi, asıl test orada başlıyor. Bugün atılan teşekkürler, yarınki diplomasiye yansırsa, işte o zaman gerçekten “komşuluk”tan bahsedebiliriz. Ama şimdilik, 14 Mart 2026 tarihinde İran’dan gelen “moral” vurgusu, özellikle son 30 yılla karşılaştırınca, bölgede yeni bir yakınlaşma havasının göstergesi. Yan yana durmanın, bazen sadece lafta kalmadığını görmek güzel.
00