Yaz aylarında İstanbul’da musluğu açınca gelen suyun rengiyle moralim bozulduysa, bu işte kesin bir terslik var. 2023’ten beri barajların doluluk oranı yüzde 40’ı zor görüyor. Aralık ayında Alibeyköy Barajı'nın dibi çatladı, kuşlar yürüyerek karşıya geçti; sosyal medyada dalga geçtik ama aslında ürkütücüydü. Ankara’da Kızılırmak’tan su basılıyor diye millet çaydanlığına arıtma takıyor. Adamlar 2025’te kendi suyunu arıtıp içene ödül verecek neredeyse.
DSİ raporlarında kişi başı yıllık 1500 metreküp altına düştük. Bin metreküpün altı “su fakiri” demek. Şaka değil, birkaç sene sonra Etiyopya ile aynı kategorideyiz. Şubat 2026’da Edirne’de tarlalar susuzluktan kavrulurken yerel gazetede “Çiftçi yine perişan” başlığı sıradan haber oldu artık. Sulama için çekilen yeraltı suları köylerde toprağı çöktürüyor, geçen ay Konya’da bir köyde 4 metrelik obruk açıldı, gören köy halkı şaşkınlıktan selfie çekiyor.
İklim değişikliği hız kesmiyor ve artık “şehrine yağmur yağdı mı” muhabbeti ülke gündemi. Karadeniz’e bile mart ayında kar yağmayınca millet isyan etti. Antalya’da geçen yaz 47 dereceyi gördük, otellerde duş başına kota uygulandı. Tarım desen yerle bir; Adana’da pamuk üretimi yüzde 30 düştü. Tek suçlu kuraklık değil tabii, israf da cabası. Hala arabayı hortumla yıkayanlar var, apartman yönetimlerinde “çim sulama saatleri” kavgası bitmiyor.
Bir de suyun fiyatı var: 2026 başında İstanbul’da metreküp fiyatı 40 lirayı geçti, faturaya bakınca insan önce kendi gözünü, sonra musluğu siliyor. Şehirde su kaçakları hâlâ yüzde 20 bandında. Altyapı yenilenmesi için belediyeler kredi peşinde; ama yapılan iş, asfalt yamalamadan öteye geçemiyor. Gözümüzü açmazsak, birkaç yıl sonra markette 5 litrelik pet şişeye servet dökeceğiz.
Devletin “tasarruf edin” çağrısına kimse kulak asmıyor. Sosyal medyada musluğunu kısmayanı linç ediyorlar ama iş kendi evine gelince herkes üç saat duş almaya devam. Bari küçük adımlarla başlasak: Yağmur suyu toplama sistemi, gri suyun yeniden kullanımı... Bunlar lüks değil, yakında zorunluluk olacak. İş işten geçmeden gözümüzü açmazsak, susuzluktan kavrulacağız. Yani “su akar Türk bakar” devri bitti, şimdi bakmazsak su da akmayacak.
DSİ raporlarında kişi başı yıllık 1500 metreküp altına düştük. Bin metreküpün altı “su fakiri” demek. Şaka değil, birkaç sene sonra Etiyopya ile aynı kategorideyiz. Şubat 2026’da Edirne’de tarlalar susuzluktan kavrulurken yerel gazetede “Çiftçi yine perişan” başlığı sıradan haber oldu artık. Sulama için çekilen yeraltı suları köylerde toprağı çöktürüyor, geçen ay Konya’da bir köyde 4 metrelik obruk açıldı, gören köy halkı şaşkınlıktan selfie çekiyor.
İklim değişikliği hız kesmiyor ve artık “şehrine yağmur yağdı mı” muhabbeti ülke gündemi. Karadeniz’e bile mart ayında kar yağmayınca millet isyan etti. Antalya’da geçen yaz 47 dereceyi gördük, otellerde duş başına kota uygulandı. Tarım desen yerle bir; Adana’da pamuk üretimi yüzde 30 düştü. Tek suçlu kuraklık değil tabii, israf da cabası. Hala arabayı hortumla yıkayanlar var, apartman yönetimlerinde “çim sulama saatleri” kavgası bitmiyor.
Bir de suyun fiyatı var: 2026 başında İstanbul’da metreküp fiyatı 40 lirayı geçti, faturaya bakınca insan önce kendi gözünü, sonra musluğu siliyor. Şehirde su kaçakları hâlâ yüzde 20 bandında. Altyapı yenilenmesi için belediyeler kredi peşinde; ama yapılan iş, asfalt yamalamadan öteye geçemiyor. Gözümüzü açmazsak, birkaç yıl sonra markette 5 litrelik pet şişeye servet dökeceğiz.
Devletin “tasarruf edin” çağrısına kimse kulak asmıyor. Sosyal medyada musluğunu kısmayanı linç ediyorlar ama iş kendi evine gelince herkes üç saat duş almaya devam. Bari küçük adımlarla başlasak: Yağmur suyu toplama sistemi, gri suyun yeniden kullanımı... Bunlar lüks değil, yakında zorunluluk olacak. İş işten geçmeden gözümüzü açmazsak, susuzluktan kavrulacağız. Yani “su akar Türk bakar” devri bitti, şimdi bakmazsak su da akmayacak.
00