Yine bir Mehmet Akif Ersoy anmasında, klasik metinlerle dolu bir Cumhurbaşkanlığı mesajı… “Milletimizin bağımsızlık iradesi”, “kahramanlık destanı”, “ebediyen yaşayacak” gibi klişe cümleler havada uçuştu, şaşırdık mı? Hayır. Sanki yıllardır aynı paragraflar copy-paste ile önümüze geliyor. 2026 oldu, hâlâ duygusuz, gösterişe dayalı bir anma dili. Bir yandan Akif’in “toplumsal çürümeden” yakınan şiirlerini överler, öte yandan ülkede kitap fiyatları asgari ücrete kafa tutuyor.
Geçen yıl Taksim’deki anma töreninde, gençler ellerinde telefon, selfie peşinde, resmi görevliler mikrofon için birbirini yiyor, içerik sıfır. Akif’in “Safahat”ını açıp okuyanı bulsam, elini sıkacağım. Herkesin ağzında aynı: “Bir milletin bağımsızlık sembolü”. Güzel de, ülkenin yarısı işsiz, diğer yarısı markette indirim kovalamaktan marşı unutacak neredeyse.
Erdoğan’ın mesajında dikkatimi çeken bir şey var: Her yıl daha çok laf, daha az icraat. “Ecdadımızın emanetine sahip çıkmak” diyorsun; tamam, peki gençler İstiklal Marşı’nın tamamını biliyor mu? Geçen ay bir lisede, öğretmen öğrencilerden marşı baştan sona okumalarını istedi, sınıfta beş kişi kaldı. O beş kişiden üçü de takıldı zaten.
Biraz samimiyet görebilsek keşke. Akif Ersoy’un ruhunu anlamak, sadece “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” demekle olmuyor. Adam hayatı boyunca yoksulluk çekti, ödülü reddetti, “Ben milletimin malını millete iade ediyorum” dedi. Şimdi ise anma günlerinde koca salonlar, şatafatlı törenler, bir de arka planda dev ekranda bayrak dalgalanıyor. Gerçekçilik nerede, samimiyet nerede?
Marşın kabul tarihi 12 Mart 1921. O yıllarda millet aç, cephede; şimdi ise markette peynirin gramı hesaplanıyor. 100 yılda değişen tek şey, anma konuşmalarının uzunluğu olmuş. Marşın hikayesini gerçekten bilen kaç siyasetçi var, ya da o koltuklarda oturanlardan hangisinin çocuğu Akif’i okumuş?
Mehmet Akif’i anlamak sadece anma mesajı okumakla olmuyor. Adamı bir gün değil, her gün hatırlayacaksın. Kitaplarını okutacaksın, fikirlerini tartışacaksın. Yoksa her yıl aynı metin, aynı fotoğraf, aynı “duygu” ile bu iş sadece gösterişte kalır.
Geçen yıl Taksim’deki anma töreninde, gençler ellerinde telefon, selfie peşinde, resmi görevliler mikrofon için birbirini yiyor, içerik sıfır. Akif’in “Safahat”ını açıp okuyanı bulsam, elini sıkacağım. Herkesin ağzında aynı: “Bir milletin bağımsızlık sembolü”. Güzel de, ülkenin yarısı işsiz, diğer yarısı markette indirim kovalamaktan marşı unutacak neredeyse.
Erdoğan’ın mesajında dikkatimi çeken bir şey var: Her yıl daha çok laf, daha az icraat. “Ecdadımızın emanetine sahip çıkmak” diyorsun; tamam, peki gençler İstiklal Marşı’nın tamamını biliyor mu? Geçen ay bir lisede, öğretmen öğrencilerden marşı baştan sona okumalarını istedi, sınıfta beş kişi kaldı. O beş kişiden üçü de takıldı zaten.
Biraz samimiyet görebilsek keşke. Akif Ersoy’un ruhunu anlamak, sadece “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” demekle olmuyor. Adam hayatı boyunca yoksulluk çekti, ödülü reddetti, “Ben milletimin malını millete iade ediyorum” dedi. Şimdi ise anma günlerinde koca salonlar, şatafatlı törenler, bir de arka planda dev ekranda bayrak dalgalanıyor. Gerçekçilik nerede, samimiyet nerede?
Marşın kabul tarihi 12 Mart 1921. O yıllarda millet aç, cephede; şimdi ise markette peynirin gramı hesaplanıyor. 100 yılda değişen tek şey, anma konuşmalarının uzunluğu olmuş. Marşın hikayesini gerçekten bilen kaç siyasetçi var, ya da o koltuklarda oturanlardan hangisinin çocuğu Akif’i okumuş?
Mehmet Akif’i anlamak sadece anma mesajı okumakla olmuyor. Adamı bir gün değil, her gün hatırlayacaksın. Kitaplarını okutacaksın, fikirlerini tartışacaksın. Yoksa her yıl aynı metin, aynı fotoğraf, aynı “duygu” ile bu iş sadece gösterişte kalır.
00