Çocuk suçluluğu, Türkiye’nin en kritik sosyal sorunlarından biri olmaya devam ediyor. TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nun saha çalışmalarına başlaması, bu alandaki boşluğu kısmen de olsa dolduracak bir adım. Ancak yıllardır defalarca kurulan benzer komisyonların sonuçsuz kalması, bu sefer işin ciddiyetle ele alınmadığını gösteriyor.
Bu çocukların suça sürüklenme nedenleri karmaşık; aile içi şiddet, ekonomik yoksunluk, eğitim eksikliği ve sosyal dışlanma en bariz başlıklar. Komisyonun saha çalışmasında bu faktörleri sadece yüzeysel olarak taraması, sorunu anlamaya yetmez. Gerçekçi ve etkili çözüm için çocukların yaşadığı çevreyi, eğitim sistemini, sosyal politikaları ve yargı süreçlerini bütüncül değerlendirmek şart.
Saha çalışmalarının, İstanbul, İzmir, Diyarbakır gibi farklı sosyoekonomik yapıya sahip illerde yapılması olumlu. Ancak sahada sadece “görüşme yapmak”la kalınıp, raporlara dökülmesi yetmez. Bu çocukların rehabilitasyon süreçleri için devlet kurumları ve sivil toplum ortaklığı zorunlu. Ne yazık ki, Türkiye’de sosyal hizmetler, özellikle çocuk alanında hâlâ yetersiz ve dağınık.
Komisyonun şunu unutmaması gerekiyor: Suça sürüklenen çocuklar suçlu değil, çoğu kez mağdur. Toplumun onları etiketlemesi, cezaevlerine doldurması çözüm değil, daha büyük yaralar açar. Eğitici programlar, psikolojik destek, aileyle birlikte sosyal destek mekanizmalarının devreye girmesi gerekiyor.
Deneyimimden biliyorum ki, özellikle çocuk kaskoları gibi özel sigortalar yok; devlet destekli sağlık sigortası sisteminde bile bu çocuklar için ayrıcalıklı hizmet sunulması gerekliliği göz ardı ediliyor. Rehabilitasyon merkezlerine erişim kolaylaştırılmadan, bu çocukların topluma kazandırılması hayal.
TBMM’nin işi sadece saha yapmak değil, sahadan gerçek verilerle hazırlanmış, uygulanabilir politikalar üretmek olmalı. Aksi takdirde, bu çalışmalar sadece yıllık raporlarda yer alıp, kimseyi ilgilendirmeyen kuru bir formaliteye dönüşür. Türkiye, çocuk suçluluğu meselesinde samimi ve kararlı adımlar atmadıkça, bu sarmaldan çıkması mümkün değil.
Bu çocukların suça sürüklenme nedenleri karmaşık; aile içi şiddet, ekonomik yoksunluk, eğitim eksikliği ve sosyal dışlanma en bariz başlıklar. Komisyonun saha çalışmasında bu faktörleri sadece yüzeysel olarak taraması, sorunu anlamaya yetmez. Gerçekçi ve etkili çözüm için çocukların yaşadığı çevreyi, eğitim sistemini, sosyal politikaları ve yargı süreçlerini bütüncül değerlendirmek şart.
Saha çalışmalarının, İstanbul, İzmir, Diyarbakır gibi farklı sosyoekonomik yapıya sahip illerde yapılması olumlu. Ancak sahada sadece “görüşme yapmak”la kalınıp, raporlara dökülmesi yetmez. Bu çocukların rehabilitasyon süreçleri için devlet kurumları ve sivil toplum ortaklığı zorunlu. Ne yazık ki, Türkiye’de sosyal hizmetler, özellikle çocuk alanında hâlâ yetersiz ve dağınık.
Komisyonun şunu unutmaması gerekiyor: Suça sürüklenen çocuklar suçlu değil, çoğu kez mağdur. Toplumun onları etiketlemesi, cezaevlerine doldurması çözüm değil, daha büyük yaralar açar. Eğitici programlar, psikolojik destek, aileyle birlikte sosyal destek mekanizmalarının devreye girmesi gerekiyor.
Deneyimimden biliyorum ki, özellikle çocuk kaskoları gibi özel sigortalar yok; devlet destekli sağlık sigortası sisteminde bile bu çocuklar için ayrıcalıklı hizmet sunulması gerekliliği göz ardı ediliyor. Rehabilitasyon merkezlerine erişim kolaylaştırılmadan, bu çocukların topluma kazandırılması hayal.
TBMM’nin işi sadece saha yapmak değil, sahadan gerçek verilerle hazırlanmış, uygulanabilir politikalar üretmek olmalı. Aksi takdirde, bu çalışmalar sadece yıllık raporlarda yer alıp, kimseyi ilgilendirmeyen kuru bir formaliteye dönüşür. Türkiye, çocuk suçluluğu meselesinde samimi ve kararlı adımlar atmadıkça, bu sarmaldan çıkması mümkün değil.
00