Ocak ayında Antalya kampında as kadroda dönenlerin yarısı şimdi kulübede çürüdü. Şenol Güneş’in gidişinden sonra taşlar bir türlü yerine oturmadı. Mesela Tayfur Bingöl ligin ilk yarısında her maç 11’deydi, Mart’ta adını bile unuttuk. Colley desen, devre arasında sakatlıktan döndü ama son 7 maçta toplam 28 dakika sahada kaldı. Necip Uysal, adam yıllardır yedek kulübesinin demirbaşıydı, bir ara ilk 11’e monte edildi, şimdi tekrar “yedek kaptan.”
En belirgin kaybolanlar listesinde Onur Bulut da var. Adam Ekim-Kasım’da sağ bekte fena oynamıyordu, şimdi kadro dışı bile konuşuluyor. Rashica sezon başı “yeni Ghezzal” diye lanse edildi, sakatlık sonrası formasını Masuaku’ya kaptırdı. Bu kadar dengesiz rotasyonun panzehiri yok; takımın havası sıfır, özgüven yerlerde.
Rakiplerde işler daha farklı yürüyor. Galatasaray’a bakıyorsun; mesela Kerem Aktürkoğlu formsuz olsa bile Okan Buruk inatla oynatıyor. Adam kötü oynasa da “bu çocuğun 1 maçta açılacak potansiyeli var” diye sabrediyorlar. Fenerbahçe’de ise İsmail Kartal, İrfan Can Kahveci’yi formsuzken bile ısrarla 11’de tutuyor. Bu takımlar o yüzden istikrarı yakalıyor, oyuncular tedirgin olmadan işlerini yapıyor. Beşiktaş’ta ise 2 kötü maçta hemen kesik, hemen sistem değişikliği.
Biraz da yönetim fiyaskosu var işin ucunda. Ocak transferleri “acil kan lazım” diye yapıldı ama eldeki adamlar motive edilmedi. Yedek kalan oyuncu ister istemez dağılıyor. Geçen hafta Ümraniye Nevzat Demir Tesisleri’nde konuşulan tek şey “hocanın gözüne girmek.” İyi de kardeşim, düzen yok ki herkes tek maçlık performansla ayakta kalmaya çalışıyor.
Taktik anlamda da istikrarsızlık var. Eylül ayında dörtlü savunmadan üçlüye dönüldü, sonra tekrar dörtlüye. Her maç yeni bir macera. Hal böyle olunca, salonda çalışan adamlar da “bugün acaba hangi formasyon?” diye soruyor. Takım ruhu dediğin şey sabit sistemle, güvenle oluşur. Şimdi herkes tek başına hayatta kalmaya çalışıyor.
Bir futbolcuda en önemli şeylerden biri süreklilik. Adam iki maç oynar, iki maç kesik yerse her türlü formunu kaybeder. Beşiktaş’ta bazı isimler haftalardır 11’i sadece televizyonda görüyor. Bu kadar gel-git ile ne takım olur, ne oyuncu gelişir. Geçmişte Sergen Yalçın döneminde bile bu kadar karmaşa yoktu. Kupa hedefi var diyorlar ama böyle düzensizlikle kupa falan da hayal.
Net konuşmak lazım: Bir takımda 2. yarıda 5-6 adamın formayı unutması yönetimin ve teknik ekibin sınıfta kaldığına işarettir. Taraftara sabır da kalmadı, oyuncuya özgüven de. Böyle ortamda ne performans artar, ne de başarı gelir.
En belirgin kaybolanlar listesinde Onur Bulut da var. Adam Ekim-Kasım’da sağ bekte fena oynamıyordu, şimdi kadro dışı bile konuşuluyor. Rashica sezon başı “yeni Ghezzal” diye lanse edildi, sakatlık sonrası formasını Masuaku’ya kaptırdı. Bu kadar dengesiz rotasyonun panzehiri yok; takımın havası sıfır, özgüven yerlerde.
Rakiplerde işler daha farklı yürüyor. Galatasaray’a bakıyorsun; mesela Kerem Aktürkoğlu formsuz olsa bile Okan Buruk inatla oynatıyor. Adam kötü oynasa da “bu çocuğun 1 maçta açılacak potansiyeli var” diye sabrediyorlar. Fenerbahçe’de ise İsmail Kartal, İrfan Can Kahveci’yi formsuzken bile ısrarla 11’de tutuyor. Bu takımlar o yüzden istikrarı yakalıyor, oyuncular tedirgin olmadan işlerini yapıyor. Beşiktaş’ta ise 2 kötü maçta hemen kesik, hemen sistem değişikliği.
Biraz da yönetim fiyaskosu var işin ucunda. Ocak transferleri “acil kan lazım” diye yapıldı ama eldeki adamlar motive edilmedi. Yedek kalan oyuncu ister istemez dağılıyor. Geçen hafta Ümraniye Nevzat Demir Tesisleri’nde konuşulan tek şey “hocanın gözüne girmek.” İyi de kardeşim, düzen yok ki herkes tek maçlık performansla ayakta kalmaya çalışıyor.
Taktik anlamda da istikrarsızlık var. Eylül ayında dörtlü savunmadan üçlüye dönüldü, sonra tekrar dörtlüye. Her maç yeni bir macera. Hal böyle olunca, salonda çalışan adamlar da “bugün acaba hangi formasyon?” diye soruyor. Takım ruhu dediğin şey sabit sistemle, güvenle oluşur. Şimdi herkes tek başına hayatta kalmaya çalışıyor.
Bir futbolcuda en önemli şeylerden biri süreklilik. Adam iki maç oynar, iki maç kesik yerse her türlü formunu kaybeder. Beşiktaş’ta bazı isimler haftalardır 11’i sadece televizyonda görüyor. Bu kadar gel-git ile ne takım olur, ne oyuncu gelişir. Geçmişte Sergen Yalçın döneminde bile bu kadar karmaşa yoktu. Kupa hedefi var diyorlar ama böyle düzensizlikle kupa falan da hayal.
Net konuşmak lazım: Bir takımda 2. yarıda 5-6 adamın formayı unutması yönetimin ve teknik ekibin sınıfta kaldığına işarettir. Taraftara sabır da kalmadı, oyuncuya özgüven de. Böyle ortamda ne performans artar, ne de başarı gelir.
00