Yıllar içinde fark ettim: kitap alırken içgüdüsel görünen kararların çoğu aslında birkaç somut kritere dayanıyor.
En güvenilir filtre, tanıdığın birinin tavsiyesidir. Zevkini bilen, benzer kitaplara benzer tepkiler veren birinin "bunu oku" demesi, herhangi bir listenin önüne geçer. Goodreads puanları veya Amazon yorumları kalabalığın ortalamasını yansıtır; senin ne okuyacağını değil.
Yazarın önceki kitapları güçlü bir göstergedir. Aynı yazarın iki kitabını beğendiysen üçüncüsünü almak için çok düşünmene gerek yok. Ama dikkat: bazı yazarlar tek bir konuda derindir, o konunun dışına çıktıklarında sıradan kalırlar. Nassim Taleb'in risk ve belirsizlik üzerine yazdıkları ile diğer denemelerini karşılaştırınca bu fark açıkça görülür.
İlk sayfayı mağazada okumak hâlâ en sağlıklı yöntem. Yazarın cümle ritmi, kelime seçimi, sana hitap edip etmediği ilk birkaç paragrafta belli olur. Sıkılıyorsan kitabı bırak, suçluluk duyma.
Konuya olan ilgin de belirleyicidir ama bu kriter çoğu zaman yanlış yorumlanır. "Osmanlı tarihi ilgimi çekiyor" demek, her Osmanlı tarihi kitabının sana uygun olduğu anlamına gelmez. Konu değil, o konuya nasıl yaklaşıldığı önemlidir. Akademik bir monografi mi, popüler tarih mi, belgesel roman mı istediğini bilmek gerekir.
Yayınevine bakma alışkanlığı da geliştirilmesi gereken bir refleks. Türkiye'de Metis, İletişim, Sel, Ayrıntı gibi yayınevleri belirli bir editoryal tutum taşır. Bu yayınevlerinden çıkan kitaplar rastgele seçilmemiştir. Herhangi bir konuda yayınevinin genel çizgisini tanıyorsan kör noktan azalır.
Kitabın ne zaman yazıldığı da göz ardı edilmemeli. Özellikle sosyal bilimler, ekonomi, psikoloji alanlarında 1990'larda devrim yaratan bir kitap bugün demode olmuş olabilir. Ama bu durum klasikler için tersine işler; zaman içinde ayakta kalan kitaplar genellikle gerçekten sağlam bir şey söylüyor demektir.
Son olarak şunu eklemeliyim: sayfa sayısına bakıp kaçmak ya da aksine kalın kitabı "değerli" saymak ikisi de yanlış. 90 sayfalık bir Kafka hikâyesi 600 sayfalık bir kişisel gelişim kitabından fazlasını verebilir. Hacim, yoğunluğun yerini tutmaz.
En güvenilir filtre, tanıdığın birinin tavsiyesidir. Zevkini bilen, benzer kitaplara benzer tepkiler veren birinin "bunu oku" demesi, herhangi bir listenin önüne geçer. Goodreads puanları veya Amazon yorumları kalabalığın ortalamasını yansıtır; senin ne okuyacağını değil.
Yazarın önceki kitapları güçlü bir göstergedir. Aynı yazarın iki kitabını beğendiysen üçüncüsünü almak için çok düşünmene gerek yok. Ama dikkat: bazı yazarlar tek bir konuda derindir, o konunun dışına çıktıklarında sıradan kalırlar. Nassim Taleb'in risk ve belirsizlik üzerine yazdıkları ile diğer denemelerini karşılaştırınca bu fark açıkça görülür.
İlk sayfayı mağazada okumak hâlâ en sağlıklı yöntem. Yazarın cümle ritmi, kelime seçimi, sana hitap edip etmediği ilk birkaç paragrafta belli olur. Sıkılıyorsan kitabı bırak, suçluluk duyma.
Konuya olan ilgin de belirleyicidir ama bu kriter çoğu zaman yanlış yorumlanır. "Osmanlı tarihi ilgimi çekiyor" demek, her Osmanlı tarihi kitabının sana uygun olduğu anlamına gelmez. Konu değil, o konuya nasıl yaklaşıldığı önemlidir. Akademik bir monografi mi, popüler tarih mi, belgesel roman mı istediğini bilmek gerekir.
Yayınevine bakma alışkanlığı da geliştirilmesi gereken bir refleks. Türkiye'de Metis, İletişim, Sel, Ayrıntı gibi yayınevleri belirli bir editoryal tutum taşır. Bu yayınevlerinden çıkan kitaplar rastgele seçilmemiştir. Herhangi bir konuda yayınevinin genel çizgisini tanıyorsan kör noktan azalır.
Kitabın ne zaman yazıldığı da göz ardı edilmemeli. Özellikle sosyal bilimler, ekonomi, psikoloji alanlarında 1990'larda devrim yaratan bir kitap bugün demode olmuş olabilir. Ama bu durum klasikler için tersine işler; zaman içinde ayakta kalan kitaplar genellikle gerçekten sağlam bir şey söylüyor demektir.
Son olarak şunu eklemeliyim: sayfa sayısına bakıp kaçmak ya da aksine kalın kitabı "değerli" saymak ikisi de yanlış. 90 sayfalık bir Kafka hikâyesi 600 sayfalık bir kişisel gelişim kitabından fazlasını verebilir. Hacim, yoğunluğun yerini tutmaz.
00