Ankara’da geçen hafta Çarşamba, sabah 08:15 sularında Kızılay Atatürk Bulvarı’nda orta yaşlarda bir adama araba çarptı. Gözümün önünde oldu. Adam ışık yanmadan dalgınca yola attı kendini, hızla gelen gri bir Peugeot 301 frene bile basamadı. O anın sesi, arabanın ani duruşu, insanların bir anda donup kalması... Hala aklımdan çıkmıyor.
Burada iki büyük hata var: Biri sürücüde, biri yayada. Araç şoförü orada 65’le gidiyordu, radar tabelası 50 yazıyor. Trafikte hız limiti laf olsun diye konmuyor. Hele sabah saatlerinde, herkes işe, okula yetişmeye çalışırken, kimse gözünü yoldan ayırmıyor diye bir şey yok. Sürücülerin çoğu hala ‘bana bir şey olmaz’ kafasında. Sonra olan, bir saniyelik dikkatsizlikle birinin hayatına mal oluyor.
Yaya tarafı da başka bir mesele. Kaç defa uyardım kendi ailemi, kırmızıda geçmeyin diye. “Aman yavrum, Ankara’da yayaya yol verene rastladın mı?” diyorlar. Evet, sistemde hata var. Evet, sürücüler yayalara saygı duymuyor. Ama bu, canımızı ortaya koyup deneme tahtası olmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Şehirde, özellikle de yoğun kavşaklarda, gözünü dört açacaksın. Cebinde telefon, kulakta kulaklık olunca, tehlike on katına çıkıyor.
Kazalarda rakamlar inanılmaz. TÜİK’in 2025 verisine göre, bir yıl içinde Türkiye’de 2 binin üstünde yaya ölüyor. Büyük kısmı şehir içi kazalarda, yaya geçitlerine yakın yerlerde. Yani gözümüzün önünde ölüyoruz. Kimse 'ben dikkatliyim' demesin, bir anlık dikkatsizlik yetiyor.
Buradan çıkarılacak net bir ders var:
- Araba kullanırken hız tabelasına uymazsan, frene basacak mesafeyi kendinden çalıyorsun.
- Yaya olarak aceleyle, alışkanlıkla, kafan dağınık şekilde yola atlamak, rulet oynamak gibi.
- Hele ki sabah ve akşam saatleri, trafik en yoğunken, ekstra dikkat şart.
Kaza anında orada olmak insanda travma bırakıyor. Ambulans geldi, polis tutanak tuttu, sürücü şokta, yoldan geçen herkes pişman, ölen adamın cebinden çalan telefon mesaj sesi... Hayat bir anda bitti. Bir ışık, beş saniye beklemek, bir bakış atmak hayat kurtarabilirdi.
İnsanlara şu ‘acelecilik’ huyunu bırakmayı öğretmek lazım. Şehirde yaşamanın kuralları var. Yaya da, şoför de o kurallara uymazsa, haberlere konu olan “basit” bir ölüm istatistiğine dönüşüyorsun. Önündeki ekrana bakarken, yandaki arabaya sinirlenirken, karşındaki insanı unutma. Çünkü o “bir anlık” dalgınlık, hayatın tamamını götürebiliyor.
Burada iki büyük hata var: Biri sürücüde, biri yayada. Araç şoförü orada 65’le gidiyordu, radar tabelası 50 yazıyor. Trafikte hız limiti laf olsun diye konmuyor. Hele sabah saatlerinde, herkes işe, okula yetişmeye çalışırken, kimse gözünü yoldan ayırmıyor diye bir şey yok. Sürücülerin çoğu hala ‘bana bir şey olmaz’ kafasında. Sonra olan, bir saniyelik dikkatsizlikle birinin hayatına mal oluyor.
Yaya tarafı da başka bir mesele. Kaç defa uyardım kendi ailemi, kırmızıda geçmeyin diye. “Aman yavrum, Ankara’da yayaya yol verene rastladın mı?” diyorlar. Evet, sistemde hata var. Evet, sürücüler yayalara saygı duymuyor. Ama bu, canımızı ortaya koyup deneme tahtası olmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Şehirde, özellikle de yoğun kavşaklarda, gözünü dört açacaksın. Cebinde telefon, kulakta kulaklık olunca, tehlike on katına çıkıyor.
Kazalarda rakamlar inanılmaz. TÜİK’in 2025 verisine göre, bir yıl içinde Türkiye’de 2 binin üstünde yaya ölüyor. Büyük kısmı şehir içi kazalarda, yaya geçitlerine yakın yerlerde. Yani gözümüzün önünde ölüyoruz. Kimse 'ben dikkatliyim' demesin, bir anlık dikkatsizlik yetiyor.
Buradan çıkarılacak net bir ders var:
- Araba kullanırken hız tabelasına uymazsan, frene basacak mesafeyi kendinden çalıyorsun.
- Yaya olarak aceleyle, alışkanlıkla, kafan dağınık şekilde yola atlamak, rulet oynamak gibi.
- Hele ki sabah ve akşam saatleri, trafik en yoğunken, ekstra dikkat şart.
Kaza anında orada olmak insanda travma bırakıyor. Ambulans geldi, polis tutanak tuttu, sürücü şokta, yoldan geçen herkes pişman, ölen adamın cebinden çalan telefon mesaj sesi... Hayat bir anda bitti. Bir ışık, beş saniye beklemek, bir bakış atmak hayat kurtarabilirdi.
İnsanlara şu ‘acelecilik’ huyunu bırakmayı öğretmek lazım. Şehirde yaşamanın kuralları var. Yaya da, şoför de o kurallara uymazsa, haberlere konu olan “basit” bir ölüm istatistiğine dönüşüyorsun. Önündeki ekrana bakarken, yandaki arabaya sinirlenirken, karşındaki insanı unutma. Çünkü o “bir anlık” dalgınlık, hayatın tamamını götürebiliyor.
00