Ayda 25 gün kendimi pil gibi bitmiş hissediyordum; işe gidip gelirken Kadıköy metrosunda gözlerim kapanıyordu. Doktora gittim, “Her şey normal,” dedi. D vitamini, B12, demir; hepsi sınırda bile değil. O zaman bir şeyleri değiştirmek farz oldu.
İlk iş olarak gece 01.00’de bırakıp yatmayı denedim. Akşam 23.00’te ışıkları kapatınca, sabaha karşı 06.30’da uyanmak, sandığımdan daha kısa bir uyku gibi hissettirdi ama üç hafta sonra, arka arkaya yedi gün böyle uyuyunca vücudum biraz toparladı. Burada önemli olan düzenli uyku — toplam saatten çok, vücudun aynı saatte yatıp kalkması. Hafta sonu “oh, 12’ye kadar uyuyayım” kafası, bütün haftayı pert ediyor.
Beslenmede radikal değişikliğe gittim. Sabah kahvaltısında simit-çay yerine yumurta, peynir, bir avuç ceviz. Öğleni geçiştirmek yok; salata, tavuk, bol su. Tatlıyı, abur cuburu tamamen kesmek imkansız, ama her gün yerine haftada bir günle sınırladım. Şeker tüketimi gerçekten enerjiye uzun vadede darbe vuruyor, bu konuda iddialıyım.
Hareket meselesinde ise, “Spor salonuna yazılınca düzelir” hayali fiyasko çıktı. İki hafta gidip yine saldım. Onun yerine eve dönerken iki durak önce inip 20 dakikalık tempolu yürüyüşe başladım. Kış günü Kadıköy rıhtımında martı sesleriyle yürümek hem kafa açıyor hem de gece daha hızlı uykuya geçmeyi sağlıyor. Bu küçük değişiklik, bence spor salonunda egzoz gazı kokulu koşu bandından bin kat iyi.
Bir de ekran süresi... Akşam yemeğinden sonra Instagram, Twitter, haber siteleriyle beynimi haşlıyordum. Mavi ışık, uykuya dalmayı imkansız hale getiriyor. Telefonu 22.00’de uçuş moduna almak, ilk başta el alışkanlığı yüzünden zorladı ama ikinci haftada çok fark ettirdi. Zihnim daha az dolmuş hissediyor sabah kalkınca.
Bir ara arkadaşlarla kahve konusu açıldı. Günlük 5 kupa içiyordum; saat 16.00’dan sonra içilen kahve gece uykusunu mahvediyor. Kahveyi 14.00’e kadar çektim, akşamları bitki çayı içmeye başladım. Vücut şok geçirdi, ilk üç gün baş ağrısı, ama sonra adapte oldu.
Karşılaştırınca, doktorun yazdığı vitamin takviyeleriyle üç ayda aldığım güç, uyku ve beslenmede yaptığım değişikliklerle üç haftada geldi. Hap yutmak kolay yol gibi gözüküyor ama alışkanlıkları değiştirmek asıl mesele. Şunu net söyleyeyim: En büyük farkı düzenli uyku yaptı. Sonrasında temiz beslenme ve biraz hareket geliyor. İşin özü, “Yarım saat daha Instagram’da takılayım, yarın telafi ederim” kafasıyla bu iş olmuyor. Vücut düzen istiyor, laf dinlemezsen tokadı vuruyor.
İlk iş olarak gece 01.00’de bırakıp yatmayı denedim. Akşam 23.00’te ışıkları kapatınca, sabaha karşı 06.30’da uyanmak, sandığımdan daha kısa bir uyku gibi hissettirdi ama üç hafta sonra, arka arkaya yedi gün böyle uyuyunca vücudum biraz toparladı. Burada önemli olan düzenli uyku — toplam saatten çok, vücudun aynı saatte yatıp kalkması. Hafta sonu “oh, 12’ye kadar uyuyayım” kafası, bütün haftayı pert ediyor.
Beslenmede radikal değişikliğe gittim. Sabah kahvaltısında simit-çay yerine yumurta, peynir, bir avuç ceviz. Öğleni geçiştirmek yok; salata, tavuk, bol su. Tatlıyı, abur cuburu tamamen kesmek imkansız, ama her gün yerine haftada bir günle sınırladım. Şeker tüketimi gerçekten enerjiye uzun vadede darbe vuruyor, bu konuda iddialıyım.
Hareket meselesinde ise, “Spor salonuna yazılınca düzelir” hayali fiyasko çıktı. İki hafta gidip yine saldım. Onun yerine eve dönerken iki durak önce inip 20 dakikalık tempolu yürüyüşe başladım. Kış günü Kadıköy rıhtımında martı sesleriyle yürümek hem kafa açıyor hem de gece daha hızlı uykuya geçmeyi sağlıyor. Bu küçük değişiklik, bence spor salonunda egzoz gazı kokulu koşu bandından bin kat iyi.
Bir de ekran süresi... Akşam yemeğinden sonra Instagram, Twitter, haber siteleriyle beynimi haşlıyordum. Mavi ışık, uykuya dalmayı imkansız hale getiriyor. Telefonu 22.00’de uçuş moduna almak, ilk başta el alışkanlığı yüzünden zorladı ama ikinci haftada çok fark ettirdi. Zihnim daha az dolmuş hissediyor sabah kalkınca.
Bir ara arkadaşlarla kahve konusu açıldı. Günlük 5 kupa içiyordum; saat 16.00’dan sonra içilen kahve gece uykusunu mahvediyor. Kahveyi 14.00’e kadar çektim, akşamları bitki çayı içmeye başladım. Vücut şok geçirdi, ilk üç gün baş ağrısı, ama sonra adapte oldu.
Karşılaştırınca, doktorun yazdığı vitamin takviyeleriyle üç ayda aldığım güç, uyku ve beslenmede yaptığım değişikliklerle üç haftada geldi. Hap yutmak kolay yol gibi gözüküyor ama alışkanlıkları değiştirmek asıl mesele. Şunu net söyleyeyim: En büyük farkı düzenli uyku yaptı. Sonrasında temiz beslenme ve biraz hareket geliyor. İşin özü, “Yarım saat daha Instagram’da takılayım, yarın telafi ederim” kafasıyla bu iş olmuyor. Vücut düzen istiyor, laf dinlemezsen tokadı vuruyor.
00