Yine zaman geldi, taban puanlar konuşuluyor, WhatsApp grupları kaynıyor. 2025 TUS 2. dönem için dal değişikliği tercihleri açıldı, herkesin kafası allak bullak. Geçen seneki gibi, bir yanda “şimdi mi değiştireyim, bir sene daha mı bekleyeyim” diyenler; öte yanda “yeter, ben bu branşı istemiyorum” diye istifa etmeye kalkanlar.
Birinci senesini yeni bitirmiş asistan arkadaş geçen hafta gece nöbetinde, “Abi ben çocuk cerrahisinde kalamayacağım, içimde iç hastalıkları ukde kaldı” dedi. İnsan 24 yaşında, 28 yaşında hayatını belirliyor, sonra bir bakmış, 6 ay geçmeden sabahları kalkmak işkenceye dönüşmüş. Herkesin dilinde o meşhur soru: “Peki yanlış tercih yaptım, şimdi ne olacak?”
Sistemin açığı burada işte. Uzmanlık dalı değişikliği başvuruları açılıyor ama kontenjanlar acayip kısıtlı. Geçen dönem İstanbul’da sadece 16 kadro çıkmıştı dal değişikliği için; Ankara’da ise toplam 9. Binlerce asistan arasında, o kadroyu kapmak neredeyse piyango. Yüzlerce başvuru, kura çekilişi gibi. Hele bir de cerrahi branştan dahiliye gibi popüler branşa geçmek istiyorsan, şansın çok düşük. Yine de denemeyen kalmıyor, çünkü uzmanlıkta mutsuzluğu kimse uzun süre taşıyamıyor.
Burada başka bir gariplik: Tercih açıldığında birden herkes “acaba değiştirebilir miyim?” kafasına giriyor. Aslında sırf puanım yükselir mi diye yeniden TUS’a girenler de çok. “Karnım ağrıyor” bahanesiyle poliklinikten kaçan, branşını değiştirmek için başhekime yalvaran, hem idarecileri hem yeni asistanı sıkıştıran o kadar çok kişi var ki. Burada asıl mesele, sistemin baştan yanlış kurulmuş olması. 22-23 yaşında, henüz hayatı tanımadan, herkesin eline kalem tutuşturulup geleceği seçtiriliyor. Sonra geri dönmesi bu kadar zor yapılıyor.
Bir de şu var: Dal değiştirince, genellikle asistanlığın başına dönüyorsun. Yani atıyorum, ortopediye üçüncü yılında geçmeye çalıştın, yeni branşında yine birinci yıl kabul ediliyorsun çoğunlukla. Tüm o çekilen nöbetler, yapılan ameliyatlar, hepsi çöp. Psikolojisi ayrı, maddi kaybı ayrı. Bu riski herkes göze alamıyor.
Benim gördüğüm, özellikle pandemi sonrası hekimler iyice bıktı, branşlar arası geçiş talepleri arttı. Ama sistem hâlâ çok kapalı, kimse kolay kolay geçemiyor. Bir yanda mutsuz asistanlar, öte yanda boş kalan branşlar. Kapanmayan bir döngü.
Şu an tercih yapacaklara tek diyebileceğim: Ne istediğini çok iyi tart. “İleride belki alışırım, zamanla severim” diyerek girdiğin branştan genelde kaçış olmuyor. Kafanda net değilsen, gerekirse bir dönem daha bekle, yeniden hazırlan. Yoksa sonraki yılların heba olabiliyor. Meslekte mutluluk hâlâ lüks, ama tamamen imkânsız da değil.
Birinci senesini yeni bitirmiş asistan arkadaş geçen hafta gece nöbetinde, “Abi ben çocuk cerrahisinde kalamayacağım, içimde iç hastalıkları ukde kaldı” dedi. İnsan 24 yaşında, 28 yaşında hayatını belirliyor, sonra bir bakmış, 6 ay geçmeden sabahları kalkmak işkenceye dönüşmüş. Herkesin dilinde o meşhur soru: “Peki yanlış tercih yaptım, şimdi ne olacak?”
Sistemin açığı burada işte. Uzmanlık dalı değişikliği başvuruları açılıyor ama kontenjanlar acayip kısıtlı. Geçen dönem İstanbul’da sadece 16 kadro çıkmıştı dal değişikliği için; Ankara’da ise toplam 9. Binlerce asistan arasında, o kadroyu kapmak neredeyse piyango. Yüzlerce başvuru, kura çekilişi gibi. Hele bir de cerrahi branştan dahiliye gibi popüler branşa geçmek istiyorsan, şansın çok düşük. Yine de denemeyen kalmıyor, çünkü uzmanlıkta mutsuzluğu kimse uzun süre taşıyamıyor.
Burada başka bir gariplik: Tercih açıldığında birden herkes “acaba değiştirebilir miyim?” kafasına giriyor. Aslında sırf puanım yükselir mi diye yeniden TUS’a girenler de çok. “Karnım ağrıyor” bahanesiyle poliklinikten kaçan, branşını değiştirmek için başhekime yalvaran, hem idarecileri hem yeni asistanı sıkıştıran o kadar çok kişi var ki. Burada asıl mesele, sistemin baştan yanlış kurulmuş olması. 22-23 yaşında, henüz hayatı tanımadan, herkesin eline kalem tutuşturulup geleceği seçtiriliyor. Sonra geri dönmesi bu kadar zor yapılıyor.
Bir de şu var: Dal değiştirince, genellikle asistanlığın başına dönüyorsun. Yani atıyorum, ortopediye üçüncü yılında geçmeye çalıştın, yeni branşında yine birinci yıl kabul ediliyorsun çoğunlukla. Tüm o çekilen nöbetler, yapılan ameliyatlar, hepsi çöp. Psikolojisi ayrı, maddi kaybı ayrı. Bu riski herkes göze alamıyor.
Benim gördüğüm, özellikle pandemi sonrası hekimler iyice bıktı, branşlar arası geçiş talepleri arttı. Ama sistem hâlâ çok kapalı, kimse kolay kolay geçemiyor. Bir yanda mutsuz asistanlar, öte yanda boş kalan branşlar. Kapanmayan bir döngü.
Şu an tercih yapacaklara tek diyebileceğim: Ne istediğini çok iyi tart. “İleride belki alışırım, zamanla severim” diyerek girdiğin branştan genelde kaçış olmuyor. Kafanda net değilsen, gerekirse bir dönem daha bekle, yeniden hazırlan. Yoksa sonraki yılların heba olabiliyor. Meslekte mutluluk hâlâ lüks, ama tamamen imkânsız da değil.
00