Yalnızlık, insanın suratına tokat gibi çarpıyor bazen. Hele ki yıllardır aynı kafadan gittiğin biriyle yollar ayrıldığında… 2023 sonbaharında, Kadıköy’de her hafta buluşup saatlerce dertleştiğim Can’la küstük mesela. O gün eve dönerken ilk defa o kadar sessiz bir İstanbul gördüm. Dışarıda milyonlarca insan var ama, biriyle bütün hayatını paylaşıyorsan, o gidince şehrin sesi de kısılıyor.
Öyle hemen "yeni arkadaş bul, dışarı çık" ile çözülmüyor mevzu. Çünkü boşalan yer, yeni bir insanla dolmuyor. Birinin numarası, başka birinin anısıyla örtüşmüyor kafada. Ben kendimi iş güç, kurs, spor salonu gibi yerlere atarak beceririm sandım, ama onlar da sadece günü kurtarıyor. Eve gelip de telefonu açtığında, "bugün başıma ne geldi biliyor musun?" diye anlatacak kimse yoksa, işte o zaman asıl yalnızlık başlıyor.
Bir de çevredeki klasik tavsiyeler var ya; "kendi kendinin en iyi arkadaşı olmalısın", "yalnızlıktan korkma" falan… Kusura bakmayın da, insan 30’una yaklaşınca, aynayla dertleşmek istemiyor. O yüzden bu boş motivasyon sözleri geçmiyor bana. Gerçekten yalnız kalınca, insan kendiyle barışık filan olmuyor, tam tersi eski defterleri karıştırmaya, hatalarını kafasında büyütmeye başlıyor. Bunu psikolog da söylüyor: İnsan sosyal bir canlı. Sürekli içe dönmek depresyonu besliyor.
Yalnızlık, bazen iyileştirici de olabiliyor. 2024 yazında, Datça’da üç hafta tek başıma tatil yaptım. Sabahları deniz kenarında kahve içerken, en azından kendime şu soruyu sordum: Kime, ne kadar anlatmak istiyorum hayatımı? Gerçekten paylaştıklarım samimi miydi yoksa sırf kalabalık olsun diye mi biriktirmişim insanları? O tatilin sonunda gördüm ki; bazı ilişkiler sırf alışkanlıktan sürüyor. Bitince, elin ayağın boş kalıyor ama uzun vadede daha iyi hissediyorsun.
Yalnızlıkla baş etmek için illa kalabalığa karışmak gerekmiyor. Benim için yeni bir spor öğrenmek (2025 yazında sörfe başladım) çok daha iyi geldi; çünkü kendi dünyamı genişlettim. Etrafta insanlar olmasa da, bir hedefin olması bile akşamları yatağa daha dolu bir kafa ile yatmanı sağlıyor.
Şunu net söyleyeyim: Arkadaşlar, sevgililer, aile… Hiçbiri sonsuza kadar kalmıyor. Yalnız kalmak kötü değil ama, ona alışıp içine kapanmak da tehlikeli. İnsanın bir dert ortağı, beraber saçma sapan gülüp ağlayacağı bir dostu olması şart. Yoksa, en pahalı kahveyi de içsen, en güzel şehirde de yaşasan tadı yok. Hele ki büyük şehirde, yalnızlık bazen insanın kemiklerine kadar işliyor. O yüzden uğruna mücadele etmeye değer tek şey, sağlam bir dostlukmuş; gerisi fasa fiso.
Öyle hemen "yeni arkadaş bul, dışarı çık" ile çözülmüyor mevzu. Çünkü boşalan yer, yeni bir insanla dolmuyor. Birinin numarası, başka birinin anısıyla örtüşmüyor kafada. Ben kendimi iş güç, kurs, spor salonu gibi yerlere atarak beceririm sandım, ama onlar da sadece günü kurtarıyor. Eve gelip de telefonu açtığında, "bugün başıma ne geldi biliyor musun?" diye anlatacak kimse yoksa, işte o zaman asıl yalnızlık başlıyor.
Bir de çevredeki klasik tavsiyeler var ya; "kendi kendinin en iyi arkadaşı olmalısın", "yalnızlıktan korkma" falan… Kusura bakmayın da, insan 30’una yaklaşınca, aynayla dertleşmek istemiyor. O yüzden bu boş motivasyon sözleri geçmiyor bana. Gerçekten yalnız kalınca, insan kendiyle barışık filan olmuyor, tam tersi eski defterleri karıştırmaya, hatalarını kafasında büyütmeye başlıyor. Bunu psikolog da söylüyor: İnsan sosyal bir canlı. Sürekli içe dönmek depresyonu besliyor.
Yalnızlık, bazen iyileştirici de olabiliyor. 2024 yazında, Datça’da üç hafta tek başıma tatil yaptım. Sabahları deniz kenarında kahve içerken, en azından kendime şu soruyu sordum: Kime, ne kadar anlatmak istiyorum hayatımı? Gerçekten paylaştıklarım samimi miydi yoksa sırf kalabalık olsun diye mi biriktirmişim insanları? O tatilin sonunda gördüm ki; bazı ilişkiler sırf alışkanlıktan sürüyor. Bitince, elin ayağın boş kalıyor ama uzun vadede daha iyi hissediyorsun.
Yalnızlıkla baş etmek için illa kalabalığa karışmak gerekmiyor. Benim için yeni bir spor öğrenmek (2025 yazında sörfe başladım) çok daha iyi geldi; çünkü kendi dünyamı genişlettim. Etrafta insanlar olmasa da, bir hedefin olması bile akşamları yatağa daha dolu bir kafa ile yatmanı sağlıyor.
Şunu net söyleyeyim: Arkadaşlar, sevgililer, aile… Hiçbiri sonsuza kadar kalmıyor. Yalnız kalmak kötü değil ama, ona alışıp içine kapanmak da tehlikeli. İnsanın bir dert ortağı, beraber saçma sapan gülüp ağlayacağı bir dostu olması şart. Yoksa, en pahalı kahveyi de içsen, en güzel şehirde de yaşasan tadı yok. Hele ki büyük şehirde, yalnızlık bazen insanın kemiklerine kadar işliyor. O yüzden uğruna mücadele etmeye değer tek şey, sağlam bir dostlukmuş; gerisi fasa fiso.
00