Halkbank'ın ABD'deki dava sürecine dair yaptığı açıklamalar, "biz masumuz" korosunun bir başka ezgisi olarak tarihe geçti. Sanki yıllardır ortalıkta dönen iddialar, Reza Zarrab'ın itirafları ve Halkbank eski genel müdür yardımcısı Hakan Atilla'nın mahkumiyeti hiç yaşanmamış gibi. Adeta, "bizim haberimiz yoktu, bunlar hep dış mihrakların işi" demenin kurumsal versiyonu.
Zaten Türkiye'de bir kurumun ya da kişinin başı derde girdiğinde ilk refleks "komplo teorisi" battaniyesine sarılmak oluyor. İşin içinde uluslararası bir hukuk süreci olunca bu battaniye daha da kalınlaşıyor, üzerine bir de "egemenlik haklarımız ihlal ediliyor" deseni ekleniyor. New York Güney Bölge Mahkemesi'nin kapısında bekleyen bu dava, adeta bir "tüketici şikayeti" değil, yıllardır süregelen bir uluslararası hukuk mücadelesi.
Halkbank'ın "bankacılık faaliyetlerini hukuka uygun yürütmekteyiz" mealindeki açıklaması da epey komik duruyor. Eğer her şey hukuka uygun olsaydı, ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırımlarından tutun da, bankanın eski yöneticilerine kadar uzanan bir dizi gelişme yaşanmazdı. Sanırsın banka, sadece müşterilerine kredi kartı satmakla meşgul, İran'la milyarlarca dolarlık altın ve gıda ticareti falan hiç olmamış.
ABD'deki dava, "hakkaniyet ve tarafsızlık" prensiplerine vurgu yaparak, uluslararası hukuk kurallarının hiçe sayıldığını iddia ediyor. Peki, Türkiye'nin kendi içinde hukuk devleti prensiplerine ne kadar uyduğu tartışılırken, ABD mahkemelerinden bu denli bir "tarafsızlık" beklemek biraz saflık değil mi? Hele ki uluslararası ilişkilerin bu denli gergin olduğu, karşılıklı restleşmelerin havada uçuştuğu bir dönemde.
Bu durum, aslında bir nevi "gümrük beyannamesi" gibi. Bir ürün ülkeye girerken nasıl beyan ediliyorsa, Halkbank da kendi "masumiyetini" beyan ediyor. Ama gümrük memuru nasıl beyanın doğruluğunu kontrol ediyorsa, ABD yargısı da bu "masumiyet" beyannamesini didik didik ediyor. Ve görünen o ki, beyannamede yazanlarla gerçekler arasında ciddi tutarsızlıklar var.
Nihayetinde, bu davanın sonucunda ne olursa olsun, Halkbank ve Türkiye ekonomisi üzerindeki gölgesi kolay kolay kalkmayacak. Zaten "bize bir şey olmaz" mantığıyla hareket edenler, genelde fatura kesildiğinde şaşkınlık içinde kalıyor. Bu da o faturalardan sadece biri. Umarım bir sonraki açıklamalarında, daha "gerçekçi" bir senaryoyla karşımıza çıkarlar. Yoksa bu "masumiyet" masalı, artık kimseyi uyutmaz.
Zaten Türkiye'de bir kurumun ya da kişinin başı derde girdiğinde ilk refleks "komplo teorisi" battaniyesine sarılmak oluyor. İşin içinde uluslararası bir hukuk süreci olunca bu battaniye daha da kalınlaşıyor, üzerine bir de "egemenlik haklarımız ihlal ediliyor" deseni ekleniyor. New York Güney Bölge Mahkemesi'nin kapısında bekleyen bu dava, adeta bir "tüketici şikayeti" değil, yıllardır süregelen bir uluslararası hukuk mücadelesi.
Halkbank'ın "bankacılık faaliyetlerini hukuka uygun yürütmekteyiz" mealindeki açıklaması da epey komik duruyor. Eğer her şey hukuka uygun olsaydı, ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırımlarından tutun da, bankanın eski yöneticilerine kadar uzanan bir dizi gelişme yaşanmazdı. Sanırsın banka, sadece müşterilerine kredi kartı satmakla meşgul, İran'la milyarlarca dolarlık altın ve gıda ticareti falan hiç olmamış.
ABD'deki dava, "hakkaniyet ve tarafsızlık" prensiplerine vurgu yaparak, uluslararası hukuk kurallarının hiçe sayıldığını iddia ediyor. Peki, Türkiye'nin kendi içinde hukuk devleti prensiplerine ne kadar uyduğu tartışılırken, ABD mahkemelerinden bu denli bir "tarafsızlık" beklemek biraz saflık değil mi? Hele ki uluslararası ilişkilerin bu denli gergin olduğu, karşılıklı restleşmelerin havada uçuştuğu bir dönemde.
Bu durum, aslında bir nevi "gümrük beyannamesi" gibi. Bir ürün ülkeye girerken nasıl beyan ediliyorsa, Halkbank da kendi "masumiyetini" beyan ediyor. Ama gümrük memuru nasıl beyanın doğruluğunu kontrol ediyorsa, ABD yargısı da bu "masumiyet" beyannamesini didik didik ediyor. Ve görünen o ki, beyannamede yazanlarla gerçekler arasında ciddi tutarsızlıklar var.
Nihayetinde, bu davanın sonucunda ne olursa olsun, Halkbank ve Türkiye ekonomisi üzerindeki gölgesi kolay kolay kalkmayacak. Zaten "bize bir şey olmaz" mantığıyla hareket edenler, genelde fatura kesildiğinde şaşkınlık içinde kalıyor. Bu da o faturalardan sadece biri. Umarım bir sonraki açıklamalarında, daha "gerçekçi" bir senaryoyla karşımıza çıkarlar. Yoksa bu "masumiyet" masalı, artık kimseyi uyutmaz.
00