İş hayatı bayram ziyaretlerini öldürdü. Eski zamanlar spontan bir şeydi bu—sabah uyandın, temiz giyindin, kapıyı açtın, akrabalar geldi gitti. Şimdi iş izni takvimi, tren saatleri, WhatsApp gruplarında yazılan "Ne zaman geliyorsun?" soruları, akşam geç dönüşler, soğumuş yemekler. Ziyaret etmek değil, ziyareti organize etmek hale geldi. Daha da kötüsü, gittiğin zaman artık o "bayram havası" yok—herkes yorgun, sen de yorgunsun, konuşulacak şey kalmamış gibi geliyor.
Çocukluğumda Bursa'da bayram demek bütün mahalle bir arada oluyordu. Sabahın erken saatinde komşudan komşuya giderdik, her evde kahvaltı sunulurdu, üç defa fırın ekmek yerdik, çocuklar sokaklarda koşardı. Nenem sabahtan akşama kadar misafir ağırlardı. Şimdi o mahalle dağılmış—kimisi İstanbul'da, kimisi Ankara'da, kimisi yurtdışında. Bayram günü herkes kendi evinde oturuyor, telefonda "Bayramın kutlu olsun" mesajı atıyor, belki bir iki saatlik video call yapıyor.
Geriye kalan tek şey sorumluluk hissi. Anne arar, "Ne zaman geliyorsun?" der. Gitmeyince kendini suçlu hissedersin, gittiğinde yeterince kalmış mı diye endişelenirsin. Ziyaret edilen değil, borç ödenen şeye dönüştü. Kimse "Bayram!" diye seviniyor değil, "Bayram'da gitmek zorunda mıyım?" diye düşünüyor.
Belki de bu kaçınılmazdı. Şehirleşme, iş hayatı, akrabaların dağılması bunların hepsi doğal sonuçlar. Ama kaybettiğimiz şey sadece bir gün değil—kaybettiğimiz şey bayramın ta kendisinin anlamı. Ziyaretin değil, aitlik hissinin.
Çocukluğumda Bursa'da bayram demek bütün mahalle bir arada oluyordu. Sabahın erken saatinde komşudan komşuya giderdik, her evde kahvaltı sunulurdu, üç defa fırın ekmek yerdik, çocuklar sokaklarda koşardı. Nenem sabahtan akşama kadar misafir ağırlardı. Şimdi o mahalle dağılmış—kimisi İstanbul'da, kimisi Ankara'da, kimisi yurtdışında. Bayram günü herkes kendi evinde oturuyor, telefonda "Bayramın kutlu olsun" mesajı atıyor, belki bir iki saatlik video call yapıyor.
Geriye kalan tek şey sorumluluk hissi. Anne arar, "Ne zaman geliyorsun?" der. Gitmeyince kendini suçlu hissedersin, gittiğinde yeterince kalmış mı diye endişelenirsin. Ziyaret edilen değil, borç ödenen şeye dönüştü. Kimse "Bayram!" diye seviniyor değil, "Bayram'da gitmek zorunda mıyım?" diye düşünüyor.
Belki de bu kaçınılmazdı. Şehirleşme, iş hayatı, akrabaların dağılması bunların hepsi doğal sonuçlar. Ama kaybettiğimiz şey sadece bir gün değil—kaybettiğimiz şey bayramın ta kendisinin anlamı. Ziyaretin değil, aitlik hissinin.
00