Benim için Türkiye'de toplu taşıma, ehliyet sınavından fırlamış bir komedi sahnesi gibi geçiyor. Geçen yıl, Ağustos 2022'de, İstanbul Beşiktaş'ta 42T otobüsüne binerken, şoförün ani manevrası yüzünden ayağım kaydı ve bir kadının üzerine düştüm; o kalabalıkta kimse "affedersin" demiyor, herkes trafikteki gibi korna çalıyor. Ehliyet kursunda "öncelik kurallarını" ezberlemiştik, ama burada yolcular sanki yaya geçidinde hak iddia ediyormuş gibi birbirini itiyor.
Geçen ay, Ankara Kızılay'dan AŞTİ'ye giderken, 300 numaralı otobüste şoförün telefonla konuşarak direksiyon sallaması tam bir facia oldu; hız saatte 80 kilometreye çıkınca, içeridekiler sallana sallana oturdu, ben ise emniyet kemeri olmadığı için duvara yapıştım. Sürücü kursunda trafik kazalarını anlatırlardı, ama toplu taşımada bu kurallar sadece kağıt üzerinde kalıyor. Her seferinde, "Ehliyetim var diye seviniyorum, ama bu araçlarda yolcu olmak ayrı bir ehliyet gerektiriyor" diye düşünüyorum.
Şimdi İzmir'de ESHOT otobüslerine binmek zorunda kalıyorum, geçen hafta Konak'ta 969 numaralı hatta, şoförün durakta durmadan yolcu almasıyla bir amca merdivenlerden düştü; kimse müdahale etmedi, sanki trafikteki kuralsız araçlar gibi devam ettiler. Ehliyet sınavını geçenler bile bu kaosun içinde acemi kalıyor, her yolculuk bir sürpriz sınavı. Bu deneyimlerden sonra, trafikte kendi arabama binmeyi özlüyorum, ama toplu taşımada her gün yeni bir macera bekliyor.