Türkiye'de toplu taşıma neden insanı hem yıpratıyor hem bağımlı kılıyor sorusu hep aklımda. Ben İstanbul'da yaşıyorum ve üniversiteye gitmek için günde iki kez metroyla yolculuk yapıyorum. Sabah 7.45'te Avcılar istasyonundan biniyorum, bu saat itibariyle vagon henüz insan yüklü ama ciddi değil. Ama Zeytinburnu'na geldiğimde, her istasyonda yeni insanlar fırlamaya başlıyor. Aksaray'a vardığında ise artık ayakta durmak bile zor, insanlar kapıya sırtlarını dayayıp telefonlarına bakıyor. Kimse seni gözüne almıyor, sadece fiziksel bir varlık olarak algılıyor.
Merak ettim, neden bu kalabalık normal kabul ediliyor? Belki de teknoloji suçlu. Herkes kulaklığında, kendi dünyasında. Geçen ay, yanımda oturan bir kız 20 dakika boyunca tırnaklarını kazıdı, ben de hiçbir şey demedim. Çünkü söylemek daha büyük bir çatışma demek. Herkes sessiz anlaşmaya katılıyor: kendi işine bak, kimsenin yüzüne bakma.
Ama en ilginç kısım şu: bu kaosun içinde insanlar yine de gidiş-dönüş yapıyor. Hiç kimse özel araç satın almıyor veya çalışma saatlerini değiştirmiyor. Neden? Çünkü alternatif yok. Ücret pahalı olsa da metro 2.50 lira, minibüs 2 lira. Taksi çek dersen Kadıköy'den Fatih'e 150 lira ister. Yani bu kalabalık, aslında ekonominin bir sonucu.
Daha garip olan ise, insanlar toplu taşımada davranış kurallarını unutuyor. Evin içinde yaptıkları şeyleri burada yapıyorlar. Yemek yiyen var, ağızdan pire sıçratan var. Geçen hafta, biri yanında oturan kıza saç taradı. Saç. Metronun içinde. Kız da tepki vermedi. Belki de artık herkes bunun normalleştiğini kabul etmiş durumda.
Bizim dersaneye gelen bir öğrenci söyledi, Ankara'da otobüs beklerken 45 dakika beklemiş. Sonra otobüs geldiğinde kapı kapanmış, dışarıda kalanlara açılmamış. Şoför sesi duyunca hızlanmış. Yani sorunu sadece kalabalık değil, sistem de problemli. Araçlar yetersiz, sıklık düşük, hizmet kalitesi düşük. Ama bu da kimse tarafından sorgulanmıyor çünkü ne yapacaksın, başka seçeneğin yok.
Toplu taşıma, Türkiye'de bir zorunluluk haline gelmiş. Kimse bunu hoşlanarak kullanmıyor, ama kullanmak zorunda. Hatta bazen düşünüyorum, belki de bu durum insanları daha sert ve bencil yapıyor. Çünkü her gün aynı kaosla karşılaşınca, başkasının rahatlığını düşünmek lüks oluyor.
Merak ettim, neden bu kalabalık normal kabul ediliyor? Belki de teknoloji suçlu. Herkes kulaklığında, kendi dünyasında. Geçen ay, yanımda oturan bir kız 20 dakika boyunca tırnaklarını kazıdı, ben de hiçbir şey demedim. Çünkü söylemek daha büyük bir çatışma demek. Herkes sessiz anlaşmaya katılıyor: kendi işine bak, kimsenin yüzüne bakma.
Ama en ilginç kısım şu: bu kaosun içinde insanlar yine de gidiş-dönüş yapıyor. Hiç kimse özel araç satın almıyor veya çalışma saatlerini değiştirmiyor. Neden? Çünkü alternatif yok. Ücret pahalı olsa da metro 2.50 lira, minibüs 2 lira. Taksi çek dersen Kadıköy'den Fatih'e 150 lira ister. Yani bu kalabalık, aslında ekonominin bir sonucu.
Daha garip olan ise, insanlar toplu taşımada davranış kurallarını unutuyor. Evin içinde yaptıkları şeyleri burada yapıyorlar. Yemek yiyen var, ağızdan pire sıçratan var. Geçen hafta, biri yanında oturan kıza saç taradı. Saç. Metronun içinde. Kız da tepki vermedi. Belki de artık herkes bunun normalleştiğini kabul etmiş durumda.
Bizim dersaneye gelen bir öğrenci söyledi, Ankara'da otobüs beklerken 45 dakika beklemiş. Sonra otobüs geldiğinde kapı kapanmış, dışarıda kalanlara açılmamış. Şoför sesi duyunca hızlanmış. Yani sorunu sadece kalabalık değil, sistem de problemli. Araçlar yetersiz, sıklık düşük, hizmet kalitesi düşük. Ama bu da kimse tarafından sorgulanmıyor çünkü ne yapacaksın, başka seçeneğin yok.
Toplu taşıma, Türkiye'de bir zorunluluk haline gelmiş. Kimse bunu hoşlanarak kullanmıyor, ama kullanmak zorunda. Hatta bazen düşünüyorum, belki de bu durum insanları daha sert ve bencil yapıyor. Çünkü her gün aynı kaosla karşılaşınca, başkasının rahatlığını düşünmek lüks oluyor.
00