Minibüs şoförüne "Taksim'e gidiyorum" dediğimde beni Şişli'de indirdi ve "burası Taksim'e yakın" dedi. Harita açıp gösterdim, 2 kilometre uzağız diye. Şoför "ben 30 senedir şoförüm" diye cevap verdi. Bu olay bana Türkiye'de toplu taşımanın en büyük sorunun kültür olduğunu öğretti. Şoför haksız değil aslında, sistemi bilmiyor, eğitim almamış, düşük maaşla stres altında çalışıyor. Ama yolcu olarak sen de ne yapacağını bilemiyorsun.
Geçen hafta İzmir'de bir kadın minibüste "Konak'a kaç lira" diye sordu. Şoför "kız, ben sana söylesem inanır mısın, bilmiyorum" dedi. Kadın indi, başka minibüse bindi. Bu tarz sahneler her gün yaşanıyor. Güzergâhlar yazılı değil, fiyatlar sabit değil, kurallar da yok. Özel arabanız varsa zaten minibüse binmiyorsunuz. Yoksullar da iki seçenek arasında sallanıp duruyor: çok geç kalmak ya da çok fazla para harcamak.
Ankara'da metroyu kullanırken daha rahat hissettim. Otomatik sistem, yazılı fiyat, sabit güzergâh. Beş dakikada bir tren geliyor. Ama İstanbul'da Marmaray'ın yanında otobüse binersen, sanki iki farklı ülkede yaşıyorsun gibi hissedersin. Bir tarafta teknoloji, diğer tarafta "şoför bilir" mantığı.
Geçen hafta İzmir'de bir kadın minibüste "Konak'a kaç lira" diye sordu. Şoför "kız, ben sana söylesem inanır mısın, bilmiyorum" dedi. Kadın indi, başka minibüse bindi. Bu tarz sahneler her gün yaşanıyor. Güzergâhlar yazılı değil, fiyatlar sabit değil, kurallar da yok. Özel arabanız varsa zaten minibüse binmiyorsunuz. Yoksullar da iki seçenek arasında sallanıp duruyor: çok geç kalmak ya da çok fazla para harcamak.
Ankara'da metroyu kullanırken daha rahat hissettim. Otomatik sistem, yazılı fiyat, sabit güzergâh. Beş dakikada bir tren geliyor. Ama İstanbul'da Marmaray'ın yanında otobüse binersen, sanki iki farklı ülkede yaşıyorsun gibi hissedersin. Bir tarafta teknoloji, diğer tarafta "şoför bilir" mantığı.
00