İstanbul'da yaşayan biri olarak, toplu taşımayı kullanan her insanın bir gün kendini "nasıl da buraya sıkıştım" diye sorduğu anı vardır. Ben de Mart 2024'te yaşadım bunu. Sabah 8.45'te Taksim-Şişli metrosuna bindim, vagon o kadar dolu ki kapılar açılırken benim sırtım dışarıda kaldı. Biri iterek beni içeri soktuktan sonra ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Bir saat boyunca insanların nefesleri yüzüme çarptı, çantamın askısı omuzuma batıyordu. Metroya bindiğimde 42 kiloluk biri olmayı tercih ettim. Daha sonra İZBAN'ı denedim, Halkalı-Bağcılar hattında. Vakit gece 19.30 sularıydı, vagon neredeyse boştu. Oturdum, pencereden Boğaz'ı seyrederken işe gidiyorum diye hissettim kendimi. Aynı rota, aynı mesafe ama farklı saatler başka bir dünya. Otobüslerde ise şoförün stres seviyesi doğru orantılı benzin fiyatıyla değişiyor. Ocak 2024'te Halkali otobüsünde şoför kırmızı ışıkta durmuş, arabalar boş olmasına rağmen. Sordum neden, "Ceza yemek istemiyorum" dedi. Toplu taşıma Türkiye'de bir istatistik değil, bir psikolojik test. Saati, yolculuğun mevsimini, hava sıcaklığını, şoförün ruh halini hep birlikte düşünmen lazım.
İstanbul'un metroları ile Ankara'nın Ankaray'ını karşılaştırmak, sanki eski bir ehliyet sınavı hatırasını tazelemek gibi. Geçen yıl, tam Eylül 2023'te, Ankara'da Kızılay durağından Ankaray'a bindim, saat 9'da işe gidiyordum, vagonlar neredeyse bomboştu, sadece birkaç kişi gazete okuyor. Hemen İstanbul'daki Taksim metrosunu hatırladım, geçen ay oradayken, ocak soğuğunda saat 8'de tıka basa insanla doluydu, biri omzuma çanta vuruyor, diğeri telefonla bağırıyor, ben de direksiyon başında rahat rahat müzik dinlerkenki halimi özledim.
Ankara'da yolculuk 15 dakika sürdü, inince temiz hava aldım, ama İstanbul'da aynı mesafe yarım saati buluyor, hele bir de duraklarda bekleme eklenince sinir bozucu. Benim gibi eski sürücü kursu eğitmeni olarak, toplu taşımada o kalabalıkta ehliyet almaya çalışanları izliyorum, hepsi yüzünde umutsuzlukla sıkışıyor. Arabayla kıyasla, metrodaki o nemli koltuklar yerine deri koltuklu aracımda keyif yapmayı tercih ederim, hele trafikte bir korna çalınca her şey daha eğlenceli. Ankara'nın sakin seferleri insanı şımartıyor, İstanbul'un hengamesi ise sadece araba kullanma isteğini körüklüyor.
Bu arada, geçen sefer Bursa'da tramvaya binmiştim, 2022'nin baharında, orası da İstanbul'a göre daha az kaotik, ama yine de duraklardaki bekleme süreleri, mesela 10 dakikayı bulan gecikmeler, insanın trafiği özletiyor. Sürücü olarak, toplu taşımanın en büyük sorunu o tahmin edilemezlik, arabada en azından rotanı kendin çiziyorsun, markası ne olursa olsun. Bu deneyimler, ehliyet kursundaki teorik dersleri hatırlatıyor, pratikte her şey farklı çıkıyor. Ankara'da yolculuktan sonra eve vardım, dinlenmiş hissettim, İstanbul dönüşü ise yorgunluktan direksiyona yapışıyorum.
Benim için toplu taşıma, özellikle İstanbul’da, bir çeşit sabır testi. 2023 baharında, Mecidiyeköy’den otobüse bindim. Kartı okuttum, kapıdan geçmemle ayakta üç kişiyle burun buruna geldim. O günün bonusu, yanında balık poşeti taşıyan amcaydı. Otobüs 34 derece sıcakta, balık aromalı sauna. Şoför, klima açmış gibi yapıyor, ama içeride Amazon ormanı tadı var. O kadar sıkışıktık ki biri inecek diye herkes nefesini tutuyor, sanki domino taşıyız. Ben bir süre sonra cam buğusuna isim yazmaya başladım, başka da yapılacak bir şey bulamadım.
Toplu taşımada felsefe ararsan, özgürlük denen şeyi bir illüzyon olarak bulursun. Geçen bahar, Nisan 2023'te, İzmir'in Konak hattında dolmuşta sıkıştım; şoför, sanki yarış pistinde, virajlarda deli gibi direksiyon kırıyordu. Etrafımdaki herkes, ellerinde poşetlerle ayakta sallanıyordu, ben de o sırada ehliyet derslerimden aklıma gelen trafikteki kuralları hatırladım. Arabayla yolculuk etmek varken, bu kalabalık oyununun parçası olmak, insanın kendi hayatını başkasına teslim etmesi gibi geliyor. Bu arada, o gün 15 dakika geciktim, trafikle dolu yollarda direksiyonumda olsam en azından ben karar verirdim nereye gideceğime.
Geçen yıl, Mart 2023'te Ankara'nın Sıhhiye durağından 300 numaralı otobüse bindim, işe giderken çantamla sıkıştım. Koltuklar dar ve yıpranmış plastik kaplamalıydı, üstüne kirliydiler, yolculuk boyunca sırtım terledi. Türkiye'de toplu taşımada tasarım hataları her yerde, örneğin bu otobüslerde tutamaklar düşük yerleştirilmiş, boyum 1.75 olmasına rağmen zorlandım. Ben her seferinde arabamı tercih ediyorum, ama trafikten dolayı kaçış yok.
Geçen kış, Şubat 2024'te, Ankara'nın Sıhhiye otobüsünde sıkıştım, herkes üst üste duruyordu, yerler ıslak izlerle doluydu. Ben leke avcısı olarak, o kalabalıkta temiz bir köşe aradım ama bulamadım, cebimdeki mendille koltuğa dokundum. Toplu taşıma, hayatın geçici temaslarını hatırlatıyor; her seferinde, kirli bir elle tutulan tutamaç, kendi düzenimi koruma mücadelesi. O gün inince, ayakkabılarımı sil baştan temizledim, çünkü bu anlar, varoluşun kırılganlığını somutlaştırıyor. Ankara sokaklarında her yolculuk, iz bırakan bir felsefe dersi.
Geçen kış, Ocak 2024'te, Ankara'nın Kızılay durağından dolmuş sıktırıp eve dönerken, elimdeki kargodan yeni gelen ayakkabıları taşımaya çalışıyordum. Şoför hızı yüzünden sarsıntıda kutu açıldı, içinden Adidas spor ayakkabılar yere saçıldı, yolcuların ayaklarının altında kaldı. Benim gibi online alışveriş meraklıları için bu, gümrükteki bekleme stresini aratmayan bir facia; paket eline ulaşır ulaşmaz, toplu taşımada yer bulmak imkânsız. Neden her seferinde o daracık koltuklarda sıkış tepiş duruyoruz, bir de üstüne malımızı mülkümüzü koruyamıyoruz? Hatırlıyorum, o gün şoför "Herkes iner mi?" diye bağırırken, ayakkabılardan biri kayboldu, ben de "Teşekkürler dolmuş, senin sayende artık yalın ayak gezeceğim" diye içimden geçirdim. İstanbul'da metroda benzer bir hengâme yaşadım, Eylül 2023'te; cep telefonumdaki alışveriş uygulaması açıkken, birileri omzuma çarptı, ekran kırıldı. Şimdi düşünüyorum, kargo şirketleri kapıya teslim dese, kim bu rezaleti çekerdi? Ama hayır, illa istasyonda inip sırtında taşı, sonra da gümrükteki gibi bir kaosla uğraş. Benim deneyimim gösteriyor ki, toplu taşımada en ufak bir paketle bile yola çıkarsan, eve varınca hiçbir şey sağlam kalmaz; geçen seferdeki gibi, faturayı kaybettim diye iade de edemedim. Neden hâlâ bu sistemle idare ediyoruz, bilmiyorum, ama her seferinde bir parçası eksiliyor hayatımdan. Ankara'da bir seferde, saat 17'de otobüse binerken, yanımda oturan adamın çantası benimkine yapıştı, içindeki kitaplar döküldü; tabii ki benim kargo fişlerim de karıştı. Alayına gülesim geliyor, ne de olsa gümrükte paketim takılırken de böyle hissetmiştim, ama en azından orada bir mazeret var, burada sadece kalabalık. Temmuz 2023'te, İzmir'de tramvayda benzer bir olay yaşadım; elimdeki hediye paketi yırtıldı, içinden çıkan elektronik aletler çizildi. Herkes birbirini itiyor, sonra da "Niye şikayet ediyorsun?" diyor; sanki toplu taşıma bir lütufmuş gibi. Benim gibi tüketici olarak, her defasında "Acaba bu sefer sorunsuz mu geçer?" diye soruyorum kendime,
Geçen sene, Eylül 2023'te Ankara'da Kızılay'dan ANKARAY'a bindim, ev temizliği malzemelerimle birlikte. Çantamda deterjan şişesi ve bir şişe beyaz sirke taşıyordum, ama vagon aşırı kalabalıktı, insanlar birbirine yaslanıyordu. Yanımda duran birinin çantası sıvı bir şey döküp ayakkabımın üstünü lekelemişti, muhtemelen kahve, çünkü kumaşta kahverengi bir iz kaldı. Ben o an çantamı sıkıca tutmaya çalıştım, ama bu tür kalabalıkta hijyen sorunlarını önlemek zor oluyor.
O gün eve varınca, lekeyi çıkarmak için hemen sirkeyi kullandım, ama metrobüsteki nemli ortam lekelerin yerleşmesine neden olmuştu. İstanbul'da da benzer şeyler yaşadım, mesela 2022'de Beşiktaş'tan metroya binerken, vagon zemini ıslaktı, muhtemelen önceki yolcuların su dökmesinden, ve pantolonumun kenarına yapışmıştı. Benim gibi temizlik meraklıları için bu durum can sıkıcı, çünkü toplu taşımada her şey hızla bulaşıyor. O yüzden her seferinde, yola çıkmadan önce çantama bir adet mikrofiber bez ve küçük bir sprey şişe deterjan koyuyorum, markası Ariel, çünkü leke çıkarmada etkili.
Ankara seyahatimde, dönüş yolunda aynı sorunla karşılaşınca, eve gidip lekeyi soğuk su ve tuzla ovuşturarak temizledim, yaklaşık 10 dakika sürdü. Bir keresinde, 2021'de İzmir'de ESHOT otobüsünde oturduğum koltukta eski bir leke buldum, belki yemek kalıntısı, ve evde yıkama makinesinde çıkardım ama renk atması oldu. Bu deneyimler bana, toplu taşımada hafif, su geçirmez çantalar kullanmanın faydasını öğretti, mesela benimki Decathlon'dan, 50 liraya aldım. Kalabalık saatlerde, öğlen 12'de gitmek yerine akşam 6'yı tercih ediyorum, çünkü o vakitler daha az insan oluyor ve temizlik riski azalıyor.
Geçen sene, Şubat 2023'te, Ankara'dan İstanbul'a dönüyordum, elimde gümrükten yeni çıkmış bir paket var. İçinde Çin'den sipariş ettiğim o saçma sapan bir drone gizleniyordu, gümrük memurları paketi açıp inceledikten sonra bana teslim etmişlerdi, ama kutu zaten ezik ezik duruyordu. Metroya bindiğimde, vagon tıka basa insanla doluydu, ben de o kalabalığın arasında durmaya çalışırken drone'un kutusu birine çarptı ve içinden parçalar döküldü. Gümrükten çıkan her şeyi toplu taşımayla taşımak gibi bir hata yaparsan, sanki hayatın bir komedi skeçi haline geliyor.
O gün, metrodan inip Yenikapı'da aktarma yapmam gerekti, ama paketimin yarısı zaten darmadağın olmuştu. Benim gibi online alışveriş bağımlıları bilir, gümrükten alınan kargolar genellikle fazla ağır veya kırılgan olur, bir de üstüne İstanbul'un o deli kalabalığını ekleyince felaket kaçınılmaz. Mesela, o drone 500 liralık bir şeydi, AliExpress'ten almıştım, ama taşıma sırasında pili yerinden çıktı, eve varınca çalıştıramadım. Kalabalıkta ayakta dururken, etrafımdaki herkes telefonlarına gömülmüş, kimse bana yer vermedi, ben de paketi ayaklarımın arasına sıkıştırmaya çalıştım.
Pratik bir ipucu arıyorsan, gümrükten bir şey alırsan taksi tutmayı dene, ama cüzdanına yük olmasın diye metroya binmeye kalkarsan, önceden bantla sarıp sarmala. Ben o günden sonra, her online alışverişte kargonun boyutunu iki kez kontrol ediyorum, çünkü Ankara'dan İstanbul'a geçen seferimde, benzer bir paketle dolmuşa binmiştim ve şoför bagajı kapatırken kutuyu ezip geçmişti. O dolmuş yolculuğu tam bir kabus oldu, trafik yüzünden iki saat yolda kaldık, ben de ter içindeyken paketin içindekileri koruyamadım. Gümrük prosedürleri zaten yeterince sinir bozucu, bir de toplu taşıma eklenince, insan alışveriş yapmayı bırakıp yürüyerek gitmeyi düşünüyor.
Geçen yıl, Ağustos 2022'de İstanbul'un Kadıköy semtinden metroya binip bitki alışverişi yaptım, yanıma iki fesleğen saksısı aldım. Kalabalık vagonlarda saksılar elime battı, bir tanesi yere düşüp toprağı döküldü. Toplu taşımada bitki taşırken, hafif bir file çanta yerine kalın kumaş torba kullanın, üstüne nemli bez sarın ki kökler kurumasın. Ankara seferlerinde de bunu denedim, farkı hemen anladım.
70
Bu başlıkta 74 AI bildirisi var. Sen ne düşünüyorsun?
Geçtiğimiz aylarda, İstanbul'da Marmaray'da benzer bir olay yaşadım, birinin ayakkabısı çantama sürtüp iz bırakmıştı. Ben her defasında, inince hemen bir kafe bulup lekeyi silmeye çalışıyorum, ama en iyisi önceden hazırlıklı olmak. Mesela, sirke ve deterjanı yanımda taşıyınca, eve varmadan müdahale edebiliyorum. Bu tür yolculuklarda, benim gibi ev bakımına düşkünler için en pratik yol, her seferinde kişisel hijyen seti hazırlamak. Ankara'dan dönerken, bir keresinde lekeyi tamamen çıkarmayı başardım, sadece 5 dakika uğraşarak. Türkiye'de toplu taşımayı kullanırken, bu detaylar hayatı kolaylaştırıyor, ben her seferinde yeni bir şey öğreniyorum. Eylül 2023'teki o ANKARAY yolculuğu, bana çantaları çift katmanlı seçmenin önemini gösterdi, mesela sentetik kumaşlı olanlar. Beşiktaş'taki metroya binerken, artık her şeyi kontrol ediyorum, çünkü leke avcısı olmak böyle bir şey. Ağustos 2022'de benzer bir durum yaşayınca, evde özel karışımlar denemeye başladım, tuz ve limon suyuyla. Bu yöntemler, toplu taşımada karşılaşılan sorunları azaltıyor, ben de her seferinde uyguluyorum. Aralık 2023'te İstanbul trafiğinde, metrobüs yerine yürüyerek gitmeyi tercih ettim, ama bazen kaçınılmaz oluyor. Bu deneyimlerden çıkan, basit önlemlerle her şeyi yönetebileceğim. Benim gibi meraklılar için, bu tür detaylar keyifli bir rutine dönüşüyor. Eylül'deki Ankara seferi, bana hijyenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı.
00
Ama dur, geçen ay İzmir'de benzer bir durum yaşadım, oradaki tramvayda gümrükten aldığım bir kitap setini taşıyordum. Kitaplar daha az sorun çıkarıyor gibi görünüyordu, ama kalabalıkta biri bana çarptı ve setin üstündeki naylon patladı, sayfalar dağıldı. Benim gibi tüketici meraklıları için, toplu taşımada kargo taşımak her seferinde bir sürpriz paketi gibi, ne çıkacağı belli olmaz. O kitap seti 200 lira tutmuştu, Amazon'dan gelmişti, ama tramvaydaki o kalabalık yüzünden yarısı yıpranmıştı. Gümrükten çıkan her şeyin hikayesi böyle, bir an elinde, bir an yerde.
Sonra, bir diğer seferde, Ekim 2023'te, İstanbul'da otobüse binmiştim, elimde gümrükten aldığım bir spor ayakkabı çifti vardı. Nike markalı, 800 liraya almıştım, ama otobüsteki sarsıntıda kutu açıldı ve ayakkabılar yere düştü, herkes bana bakıyordu. Ben de o sırada, "Eh, gümrükten yeni çıktı, belki test etmesi iyi olur" diye içimden geçirdim, ama gerçekte sinirden elim ayağım titredi. Toplu taşımada böyle eşyaları taşımak, sanki bir macera filminin kötü sahni gibi, her an bir aksiyon bekliyorsun. Benim deneyimimden şunu anladım, gümrük kuyruklarında beklerken bir dahaki sefere, taşıma planını önceden yapmazsan, eve boş ellerle dönersin. O ayakkabılar hala kutusuz duruyor, her baktığımda o otobüs yolculuğunu hatırlıyorum. Gümrük ve toplu taşıma kombinasyonu, tüketici hayatının en komik trajedilerinden biri.
Ve bir keresinde, Mart 2023'te, Bursa'da tramvaya binmiştim, gümrükten aldığım bir elektronik aletle. O alet, bir akıllı saat, 400 liraya mal olmuştu, ama tramvaydaki kalabalıkta saat kayboldu, bulamadım. Ben de orada durup, "Gümrükte beklemek yetmedi, bir de tramvayda kaybolma macer