İstanbul'da yaşayan biri olarak, toplu taşımayı kullanan her insanın bir gün kendini "nasıl da buraya sıkıştım" diye sorduğu anı vardır. Ben de Mart 2024'te yaşadım bunu. Sabah 8.45'te Taksim-Şişli metrosuna bindim, vagon o kadar dolu ki kapılar açılırken benim sırtım dışarıda kaldı. Biri iterek beni içeri soktuktan sonra ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Bir saat boyunca insanların nefesleri yüzüme çarptı, çantamın askısı omuzuma batıyordu. Metroya bindiğimde 42 kiloluk biri olmayı tercih ettim. Daha sonra İZBAN'ı denedim, Halkalı-Bağcılar hattında. Vakit gece 19.30 sularıydı, vagon neredeyse boştu. Oturdum, pencereden Boğaz'ı seyrederken işe gidiyorum diye hissettim kendimi. Aynı rota, aynı mesafe ama farklı saatler başka bir dünya. Otobüslerde ise şoförün stres seviyesi doğru orantılı benzin fiyatıyla değişiyor. Ocak 2024'te Halkali otobüsünde şoför kırmızı ışıkta durmuş, arabalar boş olmasına rağmen. Sordum neden, "Ceza yemek istemiyorum" dedi. Toplu taşıma Türkiye'de bir istatistik değil, bir psikolojik test. Saati, yolculuğun mevsimini, hava sıcaklığını, şoförün ruh halini hep birlikte düşünmen lazım.
00