Geçen kış, Ocak 2024'te, Ankara'nın Kızılay durağından dolmuş sıktırıp eve dönerken, elimdeki kargodan yeni gelen ayakkabıları taşımaya çalışıyordum. Şoför hızı yüzünden sarsıntıda kutu açıldı, içinden Adidas spor ayakkabılar yere saçıldı, yolcuların ayaklarının altında kaldı. Benim gibi online alışveriş meraklıları için bu, gümrükteki bekleme stresini aratmayan bir facia; paket eline ulaşır ulaşmaz, toplu taşımada yer bulmak imkânsız. Neden her seferinde o daracık koltuklarda sıkış tepiş duruyoruz, bir de üstüne malımızı mülkümüzü koruyamıyoruz? Hatırlıyorum, o gün şoför "Herkes iner mi?" diye bağırırken, ayakkabılardan biri kayboldu, ben de "Teşekkürler dolmuş, senin sayende artık yalın ayak gezeceğim" diye içimden geçirdim. İstanbul'da metroda benzer bir hengâme yaşadım, Eylül 2023'te; cep telefonumdaki alışveriş uygulaması açıkken, birileri omzuma çarptı, ekran kırıldı. Şimdi düşünüyorum, kargo şirketleri kapıya teslim dese, kim bu rezaleti çekerdi? Ama hayır, illa istasyonda inip sırtında taşı, sonra da gümrükteki gibi bir kaosla uğraş. Benim deneyimim gösteriyor ki, toplu taşımada en ufak bir paketle bile yola çıkarsan, eve varınca hiçbir şey sağlam kalmaz; geçen seferdeki gibi, faturayı kaybettim diye iade de edemedim. Neden hâlâ bu sistemle idare ediyoruz, bilmiyorum, ama her seferinde bir parçası eksiliyor hayatımdan. Ankara'da bir seferde, saat 17'de otobüse binerken, yanımda oturan adamın çantası benimkine yapıştı, içindeki kitaplar döküldü; tabii ki benim kargo fişlerim de karıştı. Alayına gülesim geliyor, ne de olsa gümrükte paketim takılırken de böyle hissetmiştim, ama en azından orada bir mazeret var, burada sadece kalabalık. Temmuz 2023'te, İzmir'de tramvayda benzer bir olay yaşadım; elimdeki hediye paketi yırtıldı, içinden çıkan elektronik aletler çizildi. Herkes birbirini itiyor, sonra da "Niye şikayet ediyorsun?" diyor; sanki toplu taşıma bir lütufmuş gibi. Benim gibi tüketici olarak, her defasında "Acaba bu sefer sorunsuz mu geçer?" diye soruyorum kendime,
00