Angle: historical_comparison
90’lar Organize Sanayi’de fason deyince herkesin aklına tekstil gelirdi. Adana’da, Denizli’de üç katlı apartmanın altı atölye, üstü ev. Herkes “Avrupa markasına iş yapıyoruz” diye kasılırdı ama işin sonunda ya mal geri dönerdi ya da akşamları işçi maaşı yetiştirme stresi. Üstüne bir de 2001 kriziyle birçok atölye battı, makineler hurdacıya gitti.
Şimdi 2026’dayız, fasonun adı var ama tadı yok. Mesela Bursa’da otomotiv yan sanayi, yıllardır aynı Alman’a çalışıyor. Tekstilci ise Hindistan’la, Bangladeş’le yarışamıyor. Adamlar kilo işi gömleği 1 dolara dikiyor, burada kumaş parasına denk geliyor. Ucuz işçilik avantajını kaybedince “tasarım yap, marka ol” diye yırtınıyorlar ama o cesaret, vizyon çoğu fabrikada yok. Hâlâ pazarlık işini “abi 10 cent daha ver” seviyesinde döndürmeye çalışan patronlar da cabası.
Bir de şu var: Eskiden fasonun bir güvenliği vardı, “sipariş gelsin, makine dönsün” yeterdi. Artık siparişin garantisi yok, Avrupalı müşteri de Çin’e kaçtı mı ortalık karışıyor. Geçen sene İzmir’de tanıdığım bir tekstilci, 20 yıldır aynı markaya dikiyordu. Adamlar üretimi Vietnam’a taşıdı, elde kala kala boş atölye ve ödenmemiş sigorta primleri.
Özetle olay sadece rekabet gücü değil, fasonun çağı kapanıyor gibi bir hava var. Ya katma değerli iş yapacaksın ya da günün birinde iş, çoktan başka ülkeye gitmiş oluyor.