Sanal dolandırıcılık furyası o kadar büyüdü ki, tüketici dernekleri artık her ayıplı mal vakasını işaret fişeği gibi patlatıyor; sanki herkesin cebinde bir sahte ürün veya boş hesap varmış gibi. Ben geçen yıl, Mart 2025'te, bir popüler e-ticaret sitesinden aldığım o ünlü markanın akıllı telefonunun, kutuyu açar açmaz pili şişmiş çıkınca, derhal iade süreciyle uğraşmak zorunda kaldım – o sırada müşteri hizmetleri, "teknik sorun olabilir" diye geçiştirdi, ama gerçekte üretim hatasıydı. Bu tür uyarılar boşuna değil; insanlar hâlâ aynı tuzağa düşüyor, sonra da faturayı devlete veya firmalara kesiyor.
Peki, neden bu kadar çok ayıplı mal dolaşıyor? Basit: E-ticaret patlamasıyla birlikte, Çin'den gelen düşük kaliteli ürünler Türkiye pazarını istila etti; mesela 2024'te Ticaret Bakanlığı'nın verilerine göre, ithal elektronik eşyalarda şikayet oranı yüzde 15'e fırladı. Ben kendi çevremde, özellikle İstanbul'un Anadolu Yakası'nda yaşayan tanıdıklarımı gözlemliyorum; hepsi bir şekilde, sahte parfüm veya bozuk beyaz eşya almış, sonra da sosyal medyada dert yanmış. Derneklerin uyarısı tam da burada devreye giriyor: Bu işin arkasında sadece ucuz fiyat hırsı yok, bir de güvenlik açığı var – sanal dolandırıcılıkta, kişisel verilerin çalınması gibi riskler, insanları iflasa sürükleyebiliyor.