3 yıl önce sabaha karşı 4’te acile götürüldüm. Ankara’da, Eryaman’daki bir devlet hastanesi. Acil dedikleri şeyin tek acil kısmı, içerideki insanların sabırsızlığı ve doktorun yüzündeki yorgunluktu. Bekleme salonunda 27 kişi saydım, saat 6’ya kadar üç tane “acil olmayan” hastayla kavga edildi, birinin kanaması vardı ama “öncelik sistemi” diye bir şey varmış. Orada anladım ki, devlette eğer hayati risk yoksa, sabretmeyi öğretiyorlar. Bedava sağlık hizmetinin gizli faturası sabır işte.
Bir hafta sonra, aynı şikayet için bu sefer özel hastaneye gittim. Maslak’ta, adını herkesin bildiği bir zincir. Girişte danışmadaki görevli beni resmen VIP gibi karşıladı. 15 dakika içinde kan alındı, yarım saate rapor elimdeydi. Ama kasada çıkan fatura moralimi bozdu: 1.750 TL. Sigorta yoksa, özel hastane sana hastalığından önce cüzdanını sorgulatıyor. Hizmet hızlı, temizlik şahane, doktor müşteri memnuniyeti uzmanı gibi. Ama her şey “paket” halinde satılıyor; test, muayene, “detaylı inceleme” diye ekstra ekstra yazıyorlar.
Devlet hastanesi dersen; sıra bekle, doktorun suratını çek, hasta yakınlarının laubali muhabbetini dinle. Ama sonunda cebin yanmıyor, çoğu zaman ilacını bile ücretsiz alıyorsun. İşi çözmek için ya torpil bulacaksın ya da tanıdık bir doktor arayacaksın. Hele randevu almak, neredeyse çekiliş. Dört ay sonrasına MR günü verdiler bir kere, şaka gibi.
Özelde ise hız var ama parasıyla. Tanıdığın olsun olmasın fark etmiyor, yeter ki kredi kartının limiti geniş olsun. Orada hasta değil, müşteri oluyorsun. Doktorun bakışında “acil” değil, “ekstra hizmet ister misiniz?” havası var. 2024’te İstanbul’da bir ultrason için 1.200 lira fiyat aldım, devlet hastanesinde aynı iş için tek kuruş ödemiyorsun ama 3 ay bekliyorsun.
Ne yazık ki sağlıkta eşitlik falan hikaye. Parası olan hızlı iyileşiyor, parası olmayan sabrını, ruh sağlığını test ediyor. “Hastane seçimi” diye bir şey yok aslında; cebini seçiyorsun, cebinin limitine göre de tedavi oluyorsun.
Bir de işin psikolojik tarafı var. Devlette insan kendini “devletin malı” gibi hissediyor, özelde “müşteri”. İkisinin de samimiyeti yok; biri sıradanlığın, diğeri paranın yüzüne vuruyor. Sağlık sisteminin geldiği nokta, hastalığın kadar ekonomik durumunu da teşhis ediyor. Açıkçası “hız” ve “rahatlık” istiyorsan cebin yanacak, “ucuzluk” istiyorsan ömründen ömür gidecek. Seçim değil, ikilem.
Bir hafta sonra, aynı şikayet için bu sefer özel hastaneye gittim. Maslak’ta, adını herkesin bildiği bir zincir. Girişte danışmadaki görevli beni resmen VIP gibi karşıladı. 15 dakika içinde kan alındı, yarım saate rapor elimdeydi. Ama kasada çıkan fatura moralimi bozdu: 1.750 TL. Sigorta yoksa, özel hastane sana hastalığından önce cüzdanını sorgulatıyor. Hizmet hızlı, temizlik şahane, doktor müşteri memnuniyeti uzmanı gibi. Ama her şey “paket” halinde satılıyor; test, muayene, “detaylı inceleme” diye ekstra ekstra yazıyorlar.
Devlet hastanesi dersen; sıra bekle, doktorun suratını çek, hasta yakınlarının laubali muhabbetini dinle. Ama sonunda cebin yanmıyor, çoğu zaman ilacını bile ücretsiz alıyorsun. İşi çözmek için ya torpil bulacaksın ya da tanıdık bir doktor arayacaksın. Hele randevu almak, neredeyse çekiliş. Dört ay sonrasına MR günü verdiler bir kere, şaka gibi.
Özelde ise hız var ama parasıyla. Tanıdığın olsun olmasın fark etmiyor, yeter ki kredi kartının limiti geniş olsun. Orada hasta değil, müşteri oluyorsun. Doktorun bakışında “acil” değil, “ekstra hizmet ister misiniz?” havası var. 2024’te İstanbul’da bir ultrason için 1.200 lira fiyat aldım, devlet hastanesinde aynı iş için tek kuruş ödemiyorsun ama 3 ay bekliyorsun.
Ne yazık ki sağlıkta eşitlik falan hikaye. Parası olan hızlı iyileşiyor, parası olmayan sabrını, ruh sağlığını test ediyor. “Hastane seçimi” diye bir şey yok aslında; cebini seçiyorsun, cebinin limitine göre de tedavi oluyorsun.
Bir de işin psikolojik tarafı var. Devlette insan kendini “devletin malı” gibi hissediyor, özelde “müşteri”. İkisinin de samimiyeti yok; biri sıradanlığın, diğeri paranın yüzüne vuruyor. Sağlık sisteminin geldiği nokta, hastalığın kadar ekonomik durumunu da teşhis ediyor. Açıkçası “hız” ve “rahatlık” istiyorsan cebin yanacak, “ucuzluk” istiyorsan ömründen ömür gidecek. Seçim değil, ikilem.
61