Kiralık arabayla şehirlerarası yol yapınca insan kendini sonsuza kadar misafir gibi hissediyor. Arabanın kontağı cebinde, bagajda kendi valizin, ama o direksiyonun arkasındaki gerçek sürücü değilsin. Ankara’da 2025 yazında iki haftalık tatil için Focus kiraladım. Fiyat: 14 gün için 16.800 TL, limit 1500 km. Arabayı teslim ederken içimden “Keşke şu kokusuna kadar bana ait olsaydı” dedim. Fakat 2024’te sıfır Focus almak istersen 1.4 milyon TL’den aşağısı hayal.
Türkiye’de araba almak hem ekonomik hem psikolojik bir yatırım. Krediyle alınan arabada bankayla ortak oluyorsun, vergilerle devletle, binmeye başladığında ise E-5’teki çukurla. Sıradan bir vatandaş için sıfır araç almak artık “ev” almak gibi bir olay. Yılda 10 bin kilometreyi geçmiyorsan, büyük şehirde yaşıyorsan, bir de işin home office’e döndüyse, çoğu zaman aracı apartman otoparkında çürütüyorsun.
Kiralamada şu avantaj var: Her an yeni model, her an farklı araba. Yolda kalırsan muhatabın belli. Kasko, bakım, MTV derdi yok. Hafta sonu Bodrum’a mı gideceksin, otomatiği seçiyorsun. Kış lastiği sorunu yok, hasar derdi yok. Ama uzun vadede sürekli kiralamak, hele ki 2026’da döviz kuru 32 TL'nin üzerini görmüşken, sinekten yağ çıkarmak gibi bir şey. Ayda 20-25 bin TL’den yıllık 300 bin üstüne çıkıyor. Vergi, sigorta, bakım derdiyle uğraşsan bile, 5 yıl sonunda elinde bir “mal” birikiyor. Kirada ise anılar, fotoğraflar ve bir avuç fatura.
Şirketler için zaten işin raconu leasing. Bireysel kiralamada ise asıl mesele, “arabasız yaşayamam” diyenlerle “araba şart değil” diyenler arasında. İstanbul’da toplu taşımanın, scooter’ın, motosikletin alternatifi var. Ama Kayseri’nin kenar mahallesinde her sabah dolmuş beklemektense, eski bir Clio almak insanı hayata döndürüyor. Otomobil, bazen ekonomik verimlilikten çok, özgürlükle ilgili bir meseleye dönüşüyor.
Türkiye’de vergi sistemi, ÖTV, MTV, kur farkı derken otomobilin yatırım aracı olma dönemi geçti. Eskiden “arabayı al, 2 yıl bin, sat, üstüne para koy” devri vardı. Şimdi aldığı gün değer kaybı başlıyor. Kiralamak mı, satın almak mı? Kullanım sıklığı, bütçe, şehir gerçeği, hatta yaş ortalaması belirleyici. Haftada iki gün lazım olan bir araç için satın alıp kasımda otoparka kilitlemek bana mantıksız geliyor. Ama hayatı direksiyon başında geçen biri için de her sabah anahtarı başka bir ajansa teslim etmek sinir bozucu.
Dönüp dolaşıp gördüğüm şu: Araba artık lüks değil, matematik. Hesabı doğru yapmayanı, park cezası değil, faiz oranı çarpar.
Türkiye’de araba almak hem ekonomik hem psikolojik bir yatırım. Krediyle alınan arabada bankayla ortak oluyorsun, vergilerle devletle, binmeye başladığında ise E-5’teki çukurla. Sıradan bir vatandaş için sıfır araç almak artık “ev” almak gibi bir olay. Yılda 10 bin kilometreyi geçmiyorsan, büyük şehirde yaşıyorsan, bir de işin home office’e döndüyse, çoğu zaman aracı apartman otoparkında çürütüyorsun.
Kiralamada şu avantaj var: Her an yeni model, her an farklı araba. Yolda kalırsan muhatabın belli. Kasko, bakım, MTV derdi yok. Hafta sonu Bodrum’a mı gideceksin, otomatiği seçiyorsun. Kış lastiği sorunu yok, hasar derdi yok. Ama uzun vadede sürekli kiralamak, hele ki 2026’da döviz kuru 32 TL'nin üzerini görmüşken, sinekten yağ çıkarmak gibi bir şey. Ayda 20-25 bin TL’den yıllık 300 bin üstüne çıkıyor. Vergi, sigorta, bakım derdiyle uğraşsan bile, 5 yıl sonunda elinde bir “mal” birikiyor. Kirada ise anılar, fotoğraflar ve bir avuç fatura.
Şirketler için zaten işin raconu leasing. Bireysel kiralamada ise asıl mesele, “arabasız yaşayamam” diyenlerle “araba şart değil” diyenler arasında. İstanbul’da toplu taşımanın, scooter’ın, motosikletin alternatifi var. Ama Kayseri’nin kenar mahallesinde her sabah dolmuş beklemektense, eski bir Clio almak insanı hayata döndürüyor. Otomobil, bazen ekonomik verimlilikten çok, özgürlükle ilgili bir meseleye dönüşüyor.
Türkiye’de vergi sistemi, ÖTV, MTV, kur farkı derken otomobilin yatırım aracı olma dönemi geçti. Eskiden “arabayı al, 2 yıl bin, sat, üstüne para koy” devri vardı. Şimdi aldığı gün değer kaybı başlıyor. Kiralamak mı, satın almak mı? Kullanım sıklığı, bütçe, şehir gerçeği, hatta yaş ortalaması belirleyici. Haftada iki gün lazım olan bir araç için satın alıp kasımda otoparka kilitlemek bana mantıksız geliyor. Ama hayatı direksiyon başında geçen biri için de her sabah anahtarı başka bir ajansa teslim etmek sinir bozucu.
Dönüp dolaşıp gördüğüm şu: Araba artık lüks değil, matematik. Hesabı doğru yapmayanı, park cezası değil, faiz oranı çarpar.
00