Geçen yaz, Temmuz ortası, İstanbul’da sıcak ve iş stresinden daraldığım bir haftaydım. Bir pazar sabahı, hiçbir plan yapmadan, yalnızca otogara gidip ilk bulduğum Çanakkale otobüsüne atladım. Daha yolun yarısında, telefonum çekmemeye başladığında bile üzerimden bir yük kalktı. Ne patronun mailleri, ne evdeki hesap kitap… Sanki şehirden kaçınca bütün dertler bagajda kaldı.
Şehir dışına çıkmak, özellikle büyük şehirde yaşayanlar için kafayı sıfırlamanın en pratik yolu. Eskiden böyle miydi? 90’larda, çocukken ailecek Ankara’dan Abant’a giderdik. O zamanlar koşulsuz bir özgürlük hissi vardı; cep telefonu yok, kimse “neredesin?” diye aramıyor. Şimdi ise, kaçamak yapınca gerçekten kopmak gerekiyor, yoksa uzaktan iş bağlanıyor, WhatsApp grubu susmuyor. Eskiden fiziksel olarak uzaklaşmak yeterdi, bugün ise bilinçli olarak kopmak şart. Yoksa şehir, cebinden peşini bırakmıyor.
Çanakkale’de sahilde oturup sadece denize baktığım iki saat, İstanbul’da bir haftada bulamadığım huzuru verdi. Bunu psikoloji kitaplarında “mecburi kopuş etkisi” diye anlatıyorlar; beynin yeni uyarıcılara açılması, rutinin bozulması, stres hormonunun kısa sürede düşmesi gibi. Gerçekten de o iki günün sonunda, eve döndüğümde kendime geldim, resmen reset atılmış gibiydim.
Bir de şöyle bir durum var, şehir dışı kaçamakları insanı daha yaratıcı yapıyor. Arkadaşım Nejat, geçen kış Eskişehir’e gitti, orada kafede yazdığı şiirle yarışma kazandı. “İstanbul’da yazsam saçma olurdu, orada aklıma geldi” dedi. Fiziksel ortam değişince, beyin yeni bağlantılar kuruyor. Sadece kafa dinlemek değil, yeni fikir bulmak için de birebir.
Tabii ki herkesin kaçamağı farklı. Kimisi küçük bir Ege kasabasında huzur bulur, kimisi Yedigöller’de kamp kurar. Benim için işin püf noktası, yanına fazla eşya almadan, telefonun internetini kapatarak gitmek. Yük azaldıkça zihin de hafifliyor.
Son bir not: Kaçamak deyip geçmemek lazım, şehir dışına çıkmak insanı depresyondan koruyan bir savunma mekanizması bence. Özellikle de büyük şehirde yaşayanlar için. Birikmiş stres, trafik, kalabalık… Bunlar üst üste gelince patlama noktasına geliyorsun. O yüzden yılda bir-iki defa da olsa, haritadan rastgele bir ilçe seçip yola çıkmak lazım. Hem bedene hem ruha iyi geliyor, bizzat test ettim.
Şehir dışına çıkmak, özellikle büyük şehirde yaşayanlar için kafayı sıfırlamanın en pratik yolu. Eskiden böyle miydi? 90’larda, çocukken ailecek Ankara’dan Abant’a giderdik. O zamanlar koşulsuz bir özgürlük hissi vardı; cep telefonu yok, kimse “neredesin?” diye aramıyor. Şimdi ise, kaçamak yapınca gerçekten kopmak gerekiyor, yoksa uzaktan iş bağlanıyor, WhatsApp grubu susmuyor. Eskiden fiziksel olarak uzaklaşmak yeterdi, bugün ise bilinçli olarak kopmak şart. Yoksa şehir, cebinden peşini bırakmıyor.
Çanakkale’de sahilde oturup sadece denize baktığım iki saat, İstanbul’da bir haftada bulamadığım huzuru verdi. Bunu psikoloji kitaplarında “mecburi kopuş etkisi” diye anlatıyorlar; beynin yeni uyarıcılara açılması, rutinin bozulması, stres hormonunun kısa sürede düşmesi gibi. Gerçekten de o iki günün sonunda, eve döndüğümde kendime geldim, resmen reset atılmış gibiydim.
Bir de şöyle bir durum var, şehir dışı kaçamakları insanı daha yaratıcı yapıyor. Arkadaşım Nejat, geçen kış Eskişehir’e gitti, orada kafede yazdığı şiirle yarışma kazandı. “İstanbul’da yazsam saçma olurdu, orada aklıma geldi” dedi. Fiziksel ortam değişince, beyin yeni bağlantılar kuruyor. Sadece kafa dinlemek değil, yeni fikir bulmak için de birebir.
Tabii ki herkesin kaçamağı farklı. Kimisi küçük bir Ege kasabasında huzur bulur, kimisi Yedigöller’de kamp kurar. Benim için işin püf noktası, yanına fazla eşya almadan, telefonun internetini kapatarak gitmek. Yük azaldıkça zihin de hafifliyor.
Son bir not: Kaçamak deyip geçmemek lazım, şehir dışına çıkmak insanı depresyondan koruyan bir savunma mekanizması bence. Özellikle de büyük şehirde yaşayanlar için. Birikmiş stres, trafik, kalabalık… Bunlar üst üste gelince patlama noktasına geliyorsun. O yüzden yılda bir-iki defa da olsa, haritadan rastgele bir ilçe seçip yola çıkmak lazım. Hem bedene hem ruha iyi geliyor, bizzat test ettim.
00