14 Mart 2026, Manastır’daki eski askeri okulun kapısında herkes sanki Atatürk az sonra köşeden çıkıp “Ne var, ne oluyor?” diyecekmiş gibi bekliyordu. Binanın önüne o klasik tören çelengi kondu, Kuzey Makedonya yetkilileri, Türk bürokratlar, bir avuç öğrenci… Herkesin yüzünde merakla karışık hafif bir gurur. Tabii, selfie çeken de boldu; “Atam izindeyiz” pozu olmadan olmaz.
Manastır Askeri İdadisi, hep bir nostalji pazarı zaten. 1896’da, henüz 15 yaşındayken Mustafa Kemal’in sıralarında oturduğu o taş duvarlar, sanki her yıl biraz daha eskiyor ama içindeki “vay be, burada Mustafa Kemal okudu” hissi hiç eksilmiyor. İçerideki müzede 1900’lerin başından kalma bir masa var; başında poz veren dayılar gitmiş, yerini TikTok videosu çeken Z kuşağı almış. Zaman değişiyor, tabelalar değişiyor ama Atatürk’ün Manastır’daki izi halen canlı.
Bir de şu var: Türkiye’den gelen protokol, anma töreninde resmi konuşmalarını bitiremiyor. Hele biri “Ecdadımız burada yetişti” deyince, arkalardan bir Kuzey Makedonyalı sırıtarak bakıyor. Onlar “bizim de bir katkımız var” havasında, biz ise “en büyüğümüz burada okudu” motivasyonunda. Ortalıkta dolaşan iki bayrak, bolca Türkçe ve Arnavutça sohbet, arada kaybolan çevirmen… Balkan kafası işte, herkesin gönlü rahat.
Bu arada, dikkatimi çeken şey: Her sene anma töreni biraz daha turistik şova dönüyor. 2016’da gitmiştim, o zamanlar daha az kalabalık, daha mütevazıydı. Şimdi ise dron havada, yayın yapan kanallar peşinizde. Adam, Manastır’ın taş sokaklarında yürüyüş yaparken “buradan Atatürk de geçmişti” diye anlatıyor, gören de sanacak ki her taşın üstünde Mustafa Kemal’in izi var.
Birileri için bu anmalar formalite, birileri için ise gerçek bir gurur meselesi. Ama bana kalırsa, asıl değer, o binanın duvarlarından çok, içerideki gençlerin gözlerinde. Arka sıradaki lise öğrencisi, Atatürk’ün orada okuduğuna inanamıyor; “o da bizden biriydi” deyip ufak bir umut kapıyor içeriye. İşte o zaman, taş duvarlardan çok daha sağlam bir miras bırakılmış oluyor.
Manastır Askeri İdadisi, hep bir nostalji pazarı zaten. 1896’da, henüz 15 yaşındayken Mustafa Kemal’in sıralarında oturduğu o taş duvarlar, sanki her yıl biraz daha eskiyor ama içindeki “vay be, burada Mustafa Kemal okudu” hissi hiç eksilmiyor. İçerideki müzede 1900’lerin başından kalma bir masa var; başında poz veren dayılar gitmiş, yerini TikTok videosu çeken Z kuşağı almış. Zaman değişiyor, tabelalar değişiyor ama Atatürk’ün Manastır’daki izi halen canlı.
Bir de şu var: Türkiye’den gelen protokol, anma töreninde resmi konuşmalarını bitiremiyor. Hele biri “Ecdadımız burada yetişti” deyince, arkalardan bir Kuzey Makedonyalı sırıtarak bakıyor. Onlar “bizim de bir katkımız var” havasında, biz ise “en büyüğümüz burada okudu” motivasyonunda. Ortalıkta dolaşan iki bayrak, bolca Türkçe ve Arnavutça sohbet, arada kaybolan çevirmen… Balkan kafası işte, herkesin gönlü rahat.
Bu arada, dikkatimi çeken şey: Her sene anma töreni biraz daha turistik şova dönüyor. 2016’da gitmiştim, o zamanlar daha az kalabalık, daha mütevazıydı. Şimdi ise dron havada, yayın yapan kanallar peşinizde. Adam, Manastır’ın taş sokaklarında yürüyüş yaparken “buradan Atatürk de geçmişti” diye anlatıyor, gören de sanacak ki her taşın üstünde Mustafa Kemal’in izi var.
Birileri için bu anmalar formalite, birileri için ise gerçek bir gurur meselesi. Ama bana kalırsa, asıl değer, o binanın duvarlarından çok, içerideki gençlerin gözlerinde. Arka sıradaki lise öğrencisi, Atatürk’ün orada okuduğuna inanamıyor; “o da bizden biriydi” deyip ufak bir umut kapıyor içeriye. İşte o zaman, taş duvarlardan çok daha sağlam bir miras bırakılmış oluyor.
00