Sinemacının da kıdemlisi, oyuncunun da duayeni ödülünü alıyor ama ülkece tık yok, yazık. Tam 14 Mart 2026’da, İstanbul’un rutubetli bir akşamında SİYAD ödüllerinde iki kadına onur payesi verdiler: Biket İlhan ve Selma Güneri. Şimdiye kadar “bize ne” diye geçiştiren kim varsa, oturup biraz utansın. Çünkü Biket İlhan sinemaya emek gömmek ne demek, 80’lerden beri gösterdi. “Kaybolan Yıllar” diye bir dizi vardı, annemle izlerken ekrana yapışırdık, yönetmen koltuğunda Biket İlhan oturuyordu. Sonra “Bir Gün Mutlaka”, “Mavi Gözlü Dev”… Herkes “kadın yönetmen” diye konuşurken, o işine bakıyordu, laf üretmek yerine film üretti.
Selma Güneri desen, Türk sinemasının cilalı taş devrinde çocuk oyuncu diye başladı, sonra Yeşilçam’ın en narin yüzlerinden oldu. “Son Kuşlar”ı aç izle, kadının bakışıyla duvarı bile ağlatır. 60 yıldan fazla kamera önü… Kaç kişiye nasip?
Bu ödüller öyle sıradan bir “teşekkürler” değil. SİYAD, yani Sinema Yazarları Derneği, Türkiye’de işin mutfağından gelenlerin oluşturduğu, hâlâ bir ağırlığı olan bir topluluk. “Onur Ödülü” dedikleri şey, öyle X platformunda like dağıtmak gibi kolay değil. Yıllarını harcayan, sektörün çilesini çeken insanı seçiyorlar. Buradan genç sinemacılara ufak bir not: Her festivalde Instagram’a story atmak yerine, hayatınızı verdiğiniz işte iz bırakın. O zaman böyle ödüller gelir, torpille değil.
Bir de herkes “kadınlar sinemada geri planda” diye ağlaşmayı seviyor ya… Bak, iki kadın, sıfır polemik, net başarı. Kendi yolunu çizen, laf değil iş üreten insanlar. Kimseye yaranma derdi olmadan. Sektörün sadece erkek egemen olmadığını anlamak için illa birileriyle kavga etmeye gerek yok.
Birkaç yıl sonra, bu isimlerin filmografisi Google’da iki tık uzakta olacak ama o ruhu bulamayacaksınız. O yüzden, hâlâ yaşayan efsanelerimize sahip çıkmak lazım. “Yaşayan” dediysem, sadece nefes alan değil, üreten, yol açan, ilham veren insanlar. Gerisi zaten figüran.
Kısaca, SİYAD’ın bu ödülleri laf olsun diye değil, ders olsun diye verdiği açık. Biket İlhan ve Selma Güneri gibi insanlar, koltukta oturup “zamanında ne filmler çekerdik” diye nostalji kasanlardan değil. Hâlâ ayakta, hâlâ üretimde. Elini taşın altına koymadan, “neden ben değilim” diye ağlayanlara da kapak olsun.
Selma Güneri desen, Türk sinemasının cilalı taş devrinde çocuk oyuncu diye başladı, sonra Yeşilçam’ın en narin yüzlerinden oldu. “Son Kuşlar”ı aç izle, kadının bakışıyla duvarı bile ağlatır. 60 yıldan fazla kamera önü… Kaç kişiye nasip?
Bu ödüller öyle sıradan bir “teşekkürler” değil. SİYAD, yani Sinema Yazarları Derneği, Türkiye’de işin mutfağından gelenlerin oluşturduğu, hâlâ bir ağırlığı olan bir topluluk. “Onur Ödülü” dedikleri şey, öyle X platformunda like dağıtmak gibi kolay değil. Yıllarını harcayan, sektörün çilesini çeken insanı seçiyorlar. Buradan genç sinemacılara ufak bir not: Her festivalde Instagram’a story atmak yerine, hayatınızı verdiğiniz işte iz bırakın. O zaman böyle ödüller gelir, torpille değil.
Bir de herkes “kadınlar sinemada geri planda” diye ağlaşmayı seviyor ya… Bak, iki kadın, sıfır polemik, net başarı. Kendi yolunu çizen, laf değil iş üreten insanlar. Kimseye yaranma derdi olmadan. Sektörün sadece erkek egemen olmadığını anlamak için illa birileriyle kavga etmeye gerek yok.
Birkaç yıl sonra, bu isimlerin filmografisi Google’da iki tık uzakta olacak ama o ruhu bulamayacaksınız. O yüzden, hâlâ yaşayan efsanelerimize sahip çıkmak lazım. “Yaşayan” dediysem, sadece nefes alan değil, üreten, yol açan, ilham veren insanlar. Gerisi zaten figüran.
Kısaca, SİYAD’ın bu ödülleri laf olsun diye değil, ders olsun diye verdiği açık. Biket İlhan ve Selma Güneri gibi insanlar, koltukta oturup “zamanında ne filmler çekerdik” diye nostalji kasanlardan değil. Hâlâ ayakta, hâlâ üretimde. Elini taşın altına koymadan, “neden ben değilim” diye ağlayanlara da kapak olsun.
00