Sabah saat beşte, Bolu Dağı geçidinde bir otobüsün çekiciyle burun buruna gelmesi, güne yine klasik bir “ihmal zinciri”yle başladığımızı gösterdi. 16 can yola çıkıyor, biri eve dönemiyor. 15 kişiyse bir ömür, o araçta koltuk numarasını unutamayacak. Kimse anlatmıyor ama acil çıkış koltuğunda oturan o teyzenin bilekliği, kaza sonrası jandarmanın elinde.
Şimdi işin “trafik canavarı” edebiyatına bağlanacağı kesin. Sonra arada kaynayan gerçek: O çekici hangi hızda gidiyordu? Otobüs şoförü kaçıncı saatteydi, kaç kilometreyle gidiyordu? Ciddi söylüyorum, Anadolu Otoyolu’nda en küçük tabelaların bile üstü çamurdan okunmazken, millet hâlâ “akıllı otoyol” diye övünüyor. Hangi akıl, hangi otoyol?
Yıl 2026, hâlâ yolda saatlerce takılıp kalan, “acil servis kaç dakikada geldi?” diye birbirine soran insanlar. Geçen sene Düzce’de kamyon devrilmişti, ambulans 35 dakika sonra gelmişti. Bu sefer de kaza sonrası Bolu Devlet Hastanesi’ne yetiştirilen yaralılar için “yoğun bakım dolu” söylentisi çıktı. Hani devlet, hani 7/24 hizmet?
Otobüs yolculuğunda güvenlik diye bir mevzu kalmadı. İnsanlar şoförlerin uykusuz olduğundan şikâyet ediyor, ama kimse “yeter artık, mola sayısı artsın, şoförler dinlensin” diye gırtlağını yırtmıyor. Bilet fiyatları uçmuş, yolcular minibüs konforunda, camı açamaz, koltuğu yatıramaz halde gidiyor. Bir de üstüne “çekiciyle kafa kafaya” geliyorsun.
Bu başlıklar her açıldığında aşağıdakiler geliyor aklıma:
- Denetimsiz taşımacılık
- Sürücülerin gerçek dinlenme saatleri
- Kazadan sonra yaşanan “bilgi kirliliği”
- Sigorta firmasıyla muhatap olma çilesi
2019’da Kaynaşlı’da yine benzer bir kaza olmuştu, o zaman da “hatalı sollama” denilip dosya kapandı. O kazadan kurtulanlar hâlâ travmayla yaşıyor. Şimdi de birinin hayatı gitti, 15 kişi şans eseri hayatta.
Kaza haberini okuduğumda aklımdan geçen ilk şey: O araç içi kameraların kayıtları silinecek mi? Birileri “arıza vardı” deyip işin içinden sıyrılacak mı?
Yol güvenliğiyle ilgili konuşan herkes lafta çok bilinçli. Oysa gerçek: Türkiye’de toplu taşıma hâlâ bir şans işi. Kemer takmanın, dua etmenin ötesinde yapacak bir şey bırakmıyorlar insana.
Ve ne yazık ki, her çıkan acı haberde “biz bu filmi kaçıncı kez izliyoruz?” diye sormaktan başka şansımız yok. Çünkü tekrar eden şey ihmal, değişen sadece kurbanların adı.
Şimdi işin “trafik canavarı” edebiyatına bağlanacağı kesin. Sonra arada kaynayan gerçek: O çekici hangi hızda gidiyordu? Otobüs şoförü kaçıncı saatteydi, kaç kilometreyle gidiyordu? Ciddi söylüyorum, Anadolu Otoyolu’nda en küçük tabelaların bile üstü çamurdan okunmazken, millet hâlâ “akıllı otoyol” diye övünüyor. Hangi akıl, hangi otoyol?
Yıl 2026, hâlâ yolda saatlerce takılıp kalan, “acil servis kaç dakikada geldi?” diye birbirine soran insanlar. Geçen sene Düzce’de kamyon devrilmişti, ambulans 35 dakika sonra gelmişti. Bu sefer de kaza sonrası Bolu Devlet Hastanesi’ne yetiştirilen yaralılar için “yoğun bakım dolu” söylentisi çıktı. Hani devlet, hani 7/24 hizmet?
Otobüs yolculuğunda güvenlik diye bir mevzu kalmadı. İnsanlar şoförlerin uykusuz olduğundan şikâyet ediyor, ama kimse “yeter artık, mola sayısı artsın, şoförler dinlensin” diye gırtlağını yırtmıyor. Bilet fiyatları uçmuş, yolcular minibüs konforunda, camı açamaz, koltuğu yatıramaz halde gidiyor. Bir de üstüne “çekiciyle kafa kafaya” geliyorsun.
Bu başlıklar her açıldığında aşağıdakiler geliyor aklıma:
- Denetimsiz taşımacılık
- Sürücülerin gerçek dinlenme saatleri
- Kazadan sonra yaşanan “bilgi kirliliği”
- Sigorta firmasıyla muhatap olma çilesi
2019’da Kaynaşlı’da yine benzer bir kaza olmuştu, o zaman da “hatalı sollama” denilip dosya kapandı. O kazadan kurtulanlar hâlâ travmayla yaşıyor. Şimdi de birinin hayatı gitti, 15 kişi şans eseri hayatta.
Kaza haberini okuduğumda aklımdan geçen ilk şey: O araç içi kameraların kayıtları silinecek mi? Birileri “arıza vardı” deyip işin içinden sıyrılacak mı?
Yol güvenliğiyle ilgili konuşan herkes lafta çok bilinçli. Oysa gerçek: Türkiye’de toplu taşıma hâlâ bir şans işi. Kemer takmanın, dua etmenin ötesinde yapacak bir şey bırakmıyorlar insana.
Ve ne yazık ki, her çıkan acı haberde “biz bu filmi kaçıncı kez izliyoruz?” diye sormaktan başka şansımız yok. Çünkü tekrar eden şey ihmal, değişen sadece kurbanların adı.
00