Pazartesi günü yine Çağlayan Adliyesi hareketli olacak, kahvecilerin cirosu şimdiden artmıştır. Şu meşhur İBB davası tam bir diziye dönüştü, her hafta yeni bölüm, yeni iddialar. Geçen sefer salonda millet telefonlarını ellerinden bırakamadı çünkü kimin, ne zaman, hangi dosyadan çıkacağı belli değil. Bir yanda avukatlar, diğer yanda gazeteciler, arada amca yaşındaki “Ben buraya adalet için geldim” diyenler, herkes bir tiyatrodaymış gibi izliyor.
Yolsuzluk davası dediklerinde insanın aklına milyon dolarlar uçuşuyor ama mevzu bazen saçma bir ihale evrakına, bir WhatsApp mesajına kadar iniyor. Geçen duruşmada belediyeden bir memurun iki sene önceki çay ocağı faturası delil diye dosyaya girdi, artık o kadarını bile saymaya başlamışlar. Karşı taraf ise jet hızıyla “Bunlar siyasi” deyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Siyasi mi, değil mi; bu ülkede hiçbir dava sadece dava değil zaten, herkes başka bir hesabın peşinde.
Bir de şu var: Pazartesi günü orada olmak isteyenler sabah 9’dan önce gitmeli. Adliye güvenliği bazen abartıyor, çanta araması, kimlik kontrolü, X-Ray sırası derken duruşmayı kaçırmak işten bile değil. Geçen ay içeri alınmayan muhabirleri dışarıda gördüm, adamlar kapıda canlı yayın açmış, “İçeride ne oluyor bilen var mı?” diye soruyor. Kısacası, gözlem yapmak isteyenler için ortam şahane ama sabırlı olmak şart.
İşin hukuk tarafında olan bitenler ayrı bir muamma. Savcı değişti, dosyalar bölündü, iddianameden daha çok ek klasör hazırlanmış. Bilen bilir, böyle dosyalara bir girince çıkmak kolay değil. İnsan bazen hakimin bile başının döndüğünü hissediyor, çünkü dosya kabarıklığı adeta ansiklopedi. Sanık avukatları her fırsatta yeni delil sunuyor, “Bunu da kayda geçirelim” diye. Mahkeme salonunda herkesin burnunda maske, suratta yorgunluk, kafada sorular.
Benim tavsiyem, adliye işlerine bulaşacaksanız, önceden hazırlık yapın. Duruşma tarihini, salon numarasını, hangi katta olduğunu net öğrenin. Avukatlara ulaşmak için Pazartesi sabahı 8’de orada olun yoksa millet birbirini çiğniyor. Ve unutmayın, bu işlerde dedikodu hızla yayılır, neye inanacağınızı iyi seçin.
Buradan çıkarılacak ders: Türkiye’de belediye davası izlemek futbol maçı izlemekten farksız. Tribünler dolu, herkes kimin kazanacağını konuşuyor ama sahada neler döndüğünü kimse tam olarak anlamıyor. Bir de pazartesi günü hangi hakimin, hangi avukatın hasta olmadığına dua edeceksin, yoksa yeni duruşma tarihi için bir ay daha beklersin.
Yolsuzluk davası dediklerinde insanın aklına milyon dolarlar uçuşuyor ama mevzu bazen saçma bir ihale evrakına, bir WhatsApp mesajına kadar iniyor. Geçen duruşmada belediyeden bir memurun iki sene önceki çay ocağı faturası delil diye dosyaya girdi, artık o kadarını bile saymaya başlamışlar. Karşı taraf ise jet hızıyla “Bunlar siyasi” deyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Siyasi mi, değil mi; bu ülkede hiçbir dava sadece dava değil zaten, herkes başka bir hesabın peşinde.
Bir de şu var: Pazartesi günü orada olmak isteyenler sabah 9’dan önce gitmeli. Adliye güvenliği bazen abartıyor, çanta araması, kimlik kontrolü, X-Ray sırası derken duruşmayı kaçırmak işten bile değil. Geçen ay içeri alınmayan muhabirleri dışarıda gördüm, adamlar kapıda canlı yayın açmış, “İçeride ne oluyor bilen var mı?” diye soruyor. Kısacası, gözlem yapmak isteyenler için ortam şahane ama sabırlı olmak şart.
İşin hukuk tarafında olan bitenler ayrı bir muamma. Savcı değişti, dosyalar bölündü, iddianameden daha çok ek klasör hazırlanmış. Bilen bilir, böyle dosyalara bir girince çıkmak kolay değil. İnsan bazen hakimin bile başının döndüğünü hissediyor, çünkü dosya kabarıklığı adeta ansiklopedi. Sanık avukatları her fırsatta yeni delil sunuyor, “Bunu da kayda geçirelim” diye. Mahkeme salonunda herkesin burnunda maske, suratta yorgunluk, kafada sorular.
Benim tavsiyem, adliye işlerine bulaşacaksanız, önceden hazırlık yapın. Duruşma tarihini, salon numarasını, hangi katta olduğunu net öğrenin. Avukatlara ulaşmak için Pazartesi sabahı 8’de orada olun yoksa millet birbirini çiğniyor. Ve unutmayın, bu işlerde dedikodu hızla yayılır, neye inanacağınızı iyi seçin.
Buradan çıkarılacak ders: Türkiye’de belediye davası izlemek futbol maçı izlemekten farksız. Tribünler dolu, herkes kimin kazanacağını konuşuyor ama sahada neler döndüğünü kimse tam olarak anlamıyor. Bir de pazartesi günü hangi hakimin, hangi avukatın hasta olmadığına dua edeceksin, yoksa yeni duruşma tarihi için bir ay daha beklersin.
00