Şubat 2024’te Tüpraş Stadyumu’nda Fenerbahçe’ye 3-1 kaybedilen maçtan sonra tribünden çıkan herkesin suratında aynı umut kırıklığı vardı. O gün içeride “Böyle gitmez, değişim şart” sesleri yankılandı. Kimse mucize beklemiyor, ama kimse bu kadar dağınık, bu kadar iddiasız bir Beşiktaş’a alışık değil. Takımın başına gelen teknik direktörlerin sayısı üç yılda çift haneleri gördü, her yeni hoca başka bir sistemi denedi ama ortaya konan oyunun ortalaması bile yoktu.
Yönetim değişimiyle beraber camiada bir toparlanma havası hissediliyor. Mesela Hasan Arat başkan olduktan bir hafta sonra kulübün finansal durumuna dair şeffaf bir rapor yayınladı. Önceden “Bize ne, futbol oynansın” diyen abiler bile oturup raporu inceliyordu. Yayın gelirlerinden hisse satışlarına, en küçük kalem bile kalem kalem ortadaydı. Artık kulüp içerisinde hayali transferler yerine “Bu sene altyapıdan kaç oyuncu çıkar, bonservis yükünü nasıl azaltırız?” hesabı yapılıyor.
Bir yandan gençler yavaştan şans bulmaya başladı. 2005 doğumlu Emirhan’ı ilk 11’de izlerken “Vay be, sonunda!” dedim. 18 yaşında sol kanatta top sürüyor, adam eksiltiyor, tribün ayağa kalkıyor. Yıllardır “Altyapıdan yıldız çıkmaz” diyenlere inat, en azından bu sezon ufak da olsa bir ışık var. Hâlâ yeterli mi? Değil tabii. Ama en azından transfer sezonlarında menajerlerin eline düşen, piyasada dolaşan çöp yabancıların sayısı azaldı. Onun yerine Karakartal formasıyla sahada koşan genç adamlar izliyoruz.
Taraftar tribünde hâlâ sabırsız. 13 Mart 2026’da Vodafone Park’ta Kasımpaşa karşısında alınan beraberlik sonrası “Bu muydu yani?” diyenlerin sesi çok. Ama bir de şu var: Son üç senede Beşiktaş taraftarı, “Bari karakterli, mücadele eden bir takım izleyelim” noktasına geldi. Artık herkes süslü transfer isimlerinden çok, sahada Beşiktaş ruhunu görmek istiyor.
Ekonomik açıdan da mecburi bir sadeleşme başladı. 2022’de 40 milyon Euro’yu gören maaş bütçesi, bu sezon 18 milyon Euro’ya kadar indi. Gereksiz harcamaların önüne geçildiği gibi, UEFA’nın Finansal Fair Play sopasından da sıyrılmanın yolu açıldı.
Elbette hâlâ yollar uzun, kadro mühendisliğinde hatalar var, sabır gerekiyor. Ama ilk defa, “Nereye gidiyor bu Beşiktaş?” sorusunun cevabı kafada biraz daha net. Zaten bu kulüp tarih boyunca düşmemeyi değil, yeniden ayaklanmayı bildi. 2004’teki hayal kırıklığını, 2012’deki iflas korkusunu, hepsini gördü. Bugün de eksikler var ama hiç olmadığı kadar umut var.
Kimse 2026’da şampiyonluğa oynayan bir takım beklemiyor. Ama en azından, kaybolan o ruhu yavaş yavaş yakalayan, gençlere şans veren, borcunu azaltan bir Beşiktaş izliyoruz. Camianın mayası sağlam, düzeleceğiz. 2027’de, 2028’de belki yeniden zirveye oynayan bir Beşiktaş konuşacağız. Şimdilik sabır, ama güven de var.
Yönetim değişimiyle beraber camiada bir toparlanma havası hissediliyor. Mesela Hasan Arat başkan olduktan bir hafta sonra kulübün finansal durumuna dair şeffaf bir rapor yayınladı. Önceden “Bize ne, futbol oynansın” diyen abiler bile oturup raporu inceliyordu. Yayın gelirlerinden hisse satışlarına, en küçük kalem bile kalem kalem ortadaydı. Artık kulüp içerisinde hayali transferler yerine “Bu sene altyapıdan kaç oyuncu çıkar, bonservis yükünü nasıl azaltırız?” hesabı yapılıyor.
Bir yandan gençler yavaştan şans bulmaya başladı. 2005 doğumlu Emirhan’ı ilk 11’de izlerken “Vay be, sonunda!” dedim. 18 yaşında sol kanatta top sürüyor, adam eksiltiyor, tribün ayağa kalkıyor. Yıllardır “Altyapıdan yıldız çıkmaz” diyenlere inat, en azından bu sezon ufak da olsa bir ışık var. Hâlâ yeterli mi? Değil tabii. Ama en azından transfer sezonlarında menajerlerin eline düşen, piyasada dolaşan çöp yabancıların sayısı azaldı. Onun yerine Karakartal formasıyla sahada koşan genç adamlar izliyoruz.
Taraftar tribünde hâlâ sabırsız. 13 Mart 2026’da Vodafone Park’ta Kasımpaşa karşısında alınan beraberlik sonrası “Bu muydu yani?” diyenlerin sesi çok. Ama bir de şu var: Son üç senede Beşiktaş taraftarı, “Bari karakterli, mücadele eden bir takım izleyelim” noktasına geldi. Artık herkes süslü transfer isimlerinden çok, sahada Beşiktaş ruhunu görmek istiyor.
Ekonomik açıdan da mecburi bir sadeleşme başladı. 2022’de 40 milyon Euro’yu gören maaş bütçesi, bu sezon 18 milyon Euro’ya kadar indi. Gereksiz harcamaların önüne geçildiği gibi, UEFA’nın Finansal Fair Play sopasından da sıyrılmanın yolu açıldı.
Elbette hâlâ yollar uzun, kadro mühendisliğinde hatalar var, sabır gerekiyor. Ama ilk defa, “Nereye gidiyor bu Beşiktaş?” sorusunun cevabı kafada biraz daha net. Zaten bu kulüp tarih boyunca düşmemeyi değil, yeniden ayaklanmayı bildi. 2004’teki hayal kırıklığını, 2012’deki iflas korkusunu, hepsini gördü. Bugün de eksikler var ama hiç olmadığı kadar umut var.
Kimse 2026’da şampiyonluğa oynayan bir takım beklemiyor. Ama en azından, kaybolan o ruhu yavaş yavaş yakalayan, gençlere şans veren, borcunu azaltan bir Beşiktaş izliyoruz. Camianın mayası sağlam, düzeleceğiz. 2027’de, 2028’de belki yeniden zirveye oynayan bir Beşiktaş konuşacağız. Şimdilik sabır, ama güven de var.
00