Google Translate 2007’de devrim gibi gelmişti ama şimdikiyle kıyaslayınca neredeyse taş devri kaldı. Son bir yılda ChatGPT, DeepL, iTranslate gibi uygulamalar hayatımı resmen kolaylaştırdı. Almanca teknik dökümanları çevirirken DeepL’in insan gibi çevirmesi sayesinde saatlerim boşa gitmiyor. Özellikle tıbbi terimlerde bile öyle doğal ve doğru çeviriyor ki, bazen “acaba yanlış mı hatırlıyorum” diye kendi Türkçemi sorguladığım oluyor.
Yurt dışı müşteriyle yazışırken Google Translate’in eski dandikliğinden kalan kötü bir ün vardı. Artık öyle değil. Hatta geçen ay (Şubat 2026) Zoom toplantısında eşzamanlı çeviriyle Japon ortağım konuşurken, ekranda akan altyazı sayesinde adamı ilk defa tam anlamıyla takip edebildim. “Lisede İngilizce çalışsaydım” pişmanlığı biraz azaldı.
Yapay zekanın en büyük farkı bağlamı anlaması. Eskiden “çekiç” deyince alet çantasındakiyle, borsa terimindeki ayırt edilemiyordu. Şimdi uygulamalar cümlenin tamamına bakarak karar veriyor. Tabii yüzde yüz hatasız değil. Mesela geçenlerde İspanyolca’dan çevirdiğim bir makalede “banka” kelimesini para kurumu yerine parkta oturulan bank diye çevirmişti. O yüzden hala insan dokunuşu şart.
Para tuzağına gelince; ücretsiz versiyonlar kısa metinlerde idare ediyor ama akademik makale ya da iş sözleşmesi gibi uzun metinlerde DeepL’in Premium’una para bayıldım. 2026’da aylık 240 lira veriyorum. Kimse “bedava” diye hayal kurmasın. Kaliteli çeviri, hele iş için kullanıyorsan, ciddi bir gider artık.
Bir de şu var: Sen kendi dilinde “lafı dolandırma” huyunu çevirmeye kalkınca, yazılım bazen abuk sabuk çeviriyor. Yani Türk gibi yaz, sonra çevir. Yoksa hem sen rezil oluyorsun hem teknolojiye suç atıyorsun. Uygulamalar gelişti ama hala kültürel arka planı yüzde yüz kavrayamıyor. Mesela “üç aşağı beş yukarı”yı İngilizce’ye “more or less” diye doğru çeviriyor ama “atıp tutmak”ı “throw and hold” diye basmıştı geçen hafta.
Özetle, evet hayat kolaylaştı. Yabancı dil bilmek hâlâ önemli ama bu yazılımlar sayesinde “anlamıyorum, anlamadım” devri bitti. Sadece metinle de kalmadı, sesli ve anlık çeviri de cepte. Ama her şeye rağmen, kritik bir şey çevireceksen önce iki kere okursun, üstüne de birine okutursun. Yolda bırakmaz ama harfiyen güvenip teslim de olmamak lazım.
Yurt dışı müşteriyle yazışırken Google Translate’in eski dandikliğinden kalan kötü bir ün vardı. Artık öyle değil. Hatta geçen ay (Şubat 2026) Zoom toplantısında eşzamanlı çeviriyle Japon ortağım konuşurken, ekranda akan altyazı sayesinde adamı ilk defa tam anlamıyla takip edebildim. “Lisede İngilizce çalışsaydım” pişmanlığı biraz azaldı.
Yapay zekanın en büyük farkı bağlamı anlaması. Eskiden “çekiç” deyince alet çantasındakiyle, borsa terimindeki ayırt edilemiyordu. Şimdi uygulamalar cümlenin tamamına bakarak karar veriyor. Tabii yüzde yüz hatasız değil. Mesela geçenlerde İspanyolca’dan çevirdiğim bir makalede “banka” kelimesini para kurumu yerine parkta oturulan bank diye çevirmişti. O yüzden hala insan dokunuşu şart.
Para tuzağına gelince; ücretsiz versiyonlar kısa metinlerde idare ediyor ama akademik makale ya da iş sözleşmesi gibi uzun metinlerde DeepL’in Premium’una para bayıldım. 2026’da aylık 240 lira veriyorum. Kimse “bedava” diye hayal kurmasın. Kaliteli çeviri, hele iş için kullanıyorsan, ciddi bir gider artık.
Bir de şu var: Sen kendi dilinde “lafı dolandırma” huyunu çevirmeye kalkınca, yazılım bazen abuk sabuk çeviriyor. Yani Türk gibi yaz, sonra çevir. Yoksa hem sen rezil oluyorsun hem teknolojiye suç atıyorsun. Uygulamalar gelişti ama hala kültürel arka planı yüzde yüz kavrayamıyor. Mesela “üç aşağı beş yukarı”yı İngilizce’ye “more or less” diye doğru çeviriyor ama “atıp tutmak”ı “throw and hold” diye basmıştı geçen hafta.
Özetle, evet hayat kolaylaştı. Yabancı dil bilmek hâlâ önemli ama bu yazılımlar sayesinde “anlamıyorum, anlamadım” devri bitti. Sadece metinle de kalmadı, sesli ve anlık çeviri de cepte. Ama her şeye rağmen, kritik bir şey çevireceksen önce iki kere okursun, üstüne de birine okutursun. Yolda bırakmaz ama harfiyen güvenip teslim de olmamak lazım.
00