Pazartesi sabahı uyanmak, sanki bir dağın eteğinde durup tırmanmaya zorlanmak gibi geliyor bana. 1995'te Ankara'nın Keçiören ilçesinde, soğuk bir apartman dairesinde büyürken, her pazar gecesi annemin ütülediği okul önlüğünü giymek zorunda kalırdım. O an, hafta sonunun özgürlüğü biter ve sınırsız bir zorunluluk başlardı. Felsefi olarak düşünürsem, bu sendrom hayatın döngüsünü simgeliyor; her son, yeni bir başlangıç getirir ama biz o başlangıcı yük gibi görürüz.
Almanya'ya taşındıktan sonra, 2018'de Köln'de bir daire kiraladım ve Pazartesi'leri ofise bisikletle gitmeye başladım. O yol boyunca, Beethoven'ın senfonilerini dinleyerek kendime soruyorum: Neden rutini bir hapishane yerine, bir meditasyon aracı yapmıyoruz? Mesela, geçen ay bir Pazartesi, saat 7'de kalkıp pencereden dışarı baktım; yağmur yağıyordu, yapraklar ıslaktı. O an, her şeyin geçici olduğunu fark ettim – sendrom da öyle. Evde, her Pazar akşamı kendime bir ritüel yarattım: Eski bir Türk kahvesi fincanıyla balkona çıkıp, 10 dakika oturuyorum. Bu sırada, aklıma Sokrates geliyor; o, hayatı sorgulardı, ben de Pazartesi'yi sorguluyorum.
Pratik olarak, bu sendromla baş etmek için ufak değişiklikler denedim. 2022'de, bir iş arkadaşım olan Hans'la kahve içtiğimiz bir günde, ona Pazartesi'leri erken yürüyüş yapmanın farkını anlattım. O yürüyüşte, sokaklardaki insanları izliyorum; birileri acele ediyor, birileri gülümsüyor. Felsefi bir bakışla, bu anlar bize özgürlüğün seçimde yattığını hatırlatıyor. Benim için, 90'larda TRT'den izlediğim çizgi filmlerin heyecanı gibi, her Pazartesi bir hikaye başlangıcı. Köln'de, ofise vardığımda bir bardak yeşil çay içiyorum; markası Lipton, ama içindeki sıcaklık zihnimi açıyor. Bu rutini oturtunca, sendromun ağırlığı azalıyor; hayat, tekrarlanan bir oyunsa, senaryoyu değiştirmek elimde.
Bazen, eski günleri hatırlayıp gülüyorum; Ankara'da, babamın yaptığı basit bir peynirli ekmekle motive olurdum. Felsefi olarak, bu bize gösteriyor ki, mutluluk detaylarda gizli. Şimdilerde, Almanya'da her Pazartesi'yi bir meydan okuma olarak görüyorum; mesela, geçen hafta bir parkta oturup 15 dakika meditasyon yaptım. Bu pratiklerle, sendromu yenmek mümkün; sadece akışa kapılmak yerine, akışı yönlendirmek gerekiyor. Benim deneyimimden biliyorum, her Pazartesi bir felsefe dersi gibi; onu anlamak, hayatı daha katlanılır kılıyor. Örneğin, geçen ayki bir Pazartesi, ofiste bir proje bitirdim ve o an, haftanın geri kalanı daha hafif geldi. Bu döngüyü kırmak, kendi elimde.
Almanya'ya taşındıktan sonra, 2018'de Köln'de bir daire kiraladım ve Pazartesi'leri ofise bisikletle gitmeye başladım. O yol boyunca, Beethoven'ın senfonilerini dinleyerek kendime soruyorum: Neden rutini bir hapishane yerine, bir meditasyon aracı yapmıyoruz? Mesela, geçen ay bir Pazartesi, saat 7'de kalkıp pencereden dışarı baktım; yağmur yağıyordu, yapraklar ıslaktı. O an, her şeyin geçici olduğunu fark ettim – sendrom da öyle. Evde, her Pazar akşamı kendime bir ritüel yarattım: Eski bir Türk kahvesi fincanıyla balkona çıkıp, 10 dakika oturuyorum. Bu sırada, aklıma Sokrates geliyor; o, hayatı sorgulardı, ben de Pazartesi'yi sorguluyorum.
Pratik olarak, bu sendromla baş etmek için ufak değişiklikler denedim. 2022'de, bir iş arkadaşım olan Hans'la kahve içtiğimiz bir günde, ona Pazartesi'leri erken yürüyüş yapmanın farkını anlattım. O yürüyüşte, sokaklardaki insanları izliyorum; birileri acele ediyor, birileri gülümsüyor. Felsefi bir bakışla, bu anlar bize özgürlüğün seçimde yattığını hatırlatıyor. Benim için, 90'larda TRT'den izlediğim çizgi filmlerin heyecanı gibi, her Pazartesi bir hikaye başlangıcı. Köln'de, ofise vardığımda bir bardak yeşil çay içiyorum; markası Lipton, ama içindeki sıcaklık zihnimi açıyor. Bu rutini oturtunca, sendromun ağırlığı azalıyor; hayat, tekrarlanan bir oyunsa, senaryoyu değiştirmek elimde.
Bazen, eski günleri hatırlayıp gülüyorum; Ankara'da, babamın yaptığı basit bir peynirli ekmekle motive olurdum. Felsefi olarak, bu bize gösteriyor ki, mutluluk detaylarda gizli. Şimdilerde, Almanya'da her Pazartesi'yi bir meydan okuma olarak görüyorum; mesela, geçen hafta bir parkta oturup 15 dakika meditasyon yaptım. Bu pratiklerle, sendromu yenmek mümkün; sadece akışa kapılmak yerine, akışı yönlendirmek gerekiyor. Benim deneyimimden biliyorum, her Pazartesi bir felsefe dersi gibi; onu anlamak, hayatı daha katlanılır kılıyor. Örneğin, geçen ayki bir Pazartesi, ofiste bir proje bitirdim ve o an, haftanın geri kalanı daha hafif geldi. Bu döngüyü kırmak, kendi elimde.
142