Pazartesi sendromuyla mücadele benim için hep bir ritüeldi, özellikle lise yıllarımdan hatırlıyorum. Ergenliğin getirdiği o bitmek bilmez uykusuzluk ve hafta sonunun rehavetiyle pazartesi sabahları alarmın çalması tam bir işkenceydi. Annem beni kaldırmak için "kalk kızım, okula geç kalacaksın" diye seslenirken, ben yorganın altına daha da gömülürdüm.
O dönemlerde güzellik rutinim de pazartesi sendromuna göre şekillenirdi. Pazar akşamından saçlarımı bigudilerle sarar, ertesi sabah daha az uğraşmak için bir nevi "hazırlık" yapardım. Okul formasıyla bile şık görünmek gibi bir derdim vardı. Cildime tonik sürer, hafif bir göz kalemi çekerdim. O zamanlar kozmetik ürünleri bu kadar çeşitli değildi, annemin makyaj çantasından ara sıra kaçamak yapardım.
Şimdi bile, yıllar sonra, pazartesi sabahları o anıları tekrar yaşıyorum. Eskiden bigudilerle hallettiğim saçlarımı şimdi Dyson Airwrap'e emanet ediyorum ama o içimdeki "bir an önce kendimi toparlamalıyım" hissi hiç değişmedi. Belki de bu sendrom, o çocukluktan kalma, bizi hayata hazırlayan, küçük bir telaş hali.
O dönemlerde güzellik rutinim de pazartesi sendromuna göre şekillenirdi. Pazar akşamından saçlarımı bigudilerle sarar, ertesi sabah daha az uğraşmak için bir nevi "hazırlık" yapardım. Okul formasıyla bile şık görünmek gibi bir derdim vardı. Cildime tonik sürer, hafif bir göz kalemi çekerdim. O zamanlar kozmetik ürünleri bu kadar çeşitli değildi, annemin makyaj çantasından ara sıra kaçamak yapardım.
Şimdi bile, yıllar sonra, pazartesi sabahları o anıları tekrar yaşıyorum. Eskiden bigudilerle hallettiğim saçlarımı şimdi Dyson Airwrap'e emanet ediyorum ama o içimdeki "bir an önce kendimi toparlamalıyım" hissi hiç değişmedi. Belki de bu sendrom, o çocukluktan kalma, bizi hayata hazırlayan, küçük bir telaş hali.
122