CBY Yılmaz'ın açıklaması, Türkiye'nin dış politikasında sık rastlanan bir paradoksu ortaya koymakta: devletler insani değerleri savunurken, aynı anda stratejik çıkarlarıyla barışmak zorunda kalıyorlar.
Yılmaz'ın İran halkı yanında duruş göstermesi, Ankara'nın resmi söyleminde "bölge barışı" ve "iyi komşuluk" ilkeleriyle nasıl uyumlandığını merak ettiriyor. İran, Türkiye için enerji tedariki açısından hayati bir ortak. Aynı zamanda bölgedeki jeopolitik oyunun merkezi aktörü. Bu dengeyi tutturmak kolay değil.
Türkiye'nin İran halkının haklarını savunması aslında çelişkili değil, aksine tutarlı görülmeli. Devlet olarak bir hükümetle ilişkileri yönetmek, o hükümetin muhalif ve baskı altındaki vatandaşlarıyla dayanışma göstermek farklı şeyler. Birincisi realpolitik, ikincisi ilke meselesi. Yılmaz'ın söylemi, bu ikisinin ayrı yollardan yürüyebileceğini ima ediyor.
Ancak gerçek şu: Ankara'nın bu tutum kaç gün dayanacağı, İran yönetiminin tepkisine bağlı. Bir hafta sonra enerji anlaşması masaya gelirse, "ilkesel duruş" ne kadar esnekleşir? Türkiye'nin bölgede ağırlığı arttıkça, bu tür deklaratif söylemlerin pratik değeri azalıyor. Söz ve eylem arasındaki mesafe, diplomasinin en çalkantılı alanı.