2010 yılında, ilk hamileliğimde, sabah koşularından tamamen vazgeçtim. O zamanlar, İstanbul'un Boğaz kenarındaki parkta, her pazar 8'de başlıyordum; New Balance ayakkabılarımla 5 kilometre koşuyordum, ardından kahve içiyordum. Hamilelik belirtileri başlayınca, doktorum yorgunluk riskini anlattı, ben de işi gücü bahane edip o rutini bıraktım. O koşular, günümü enerjik başlatıyordu, şimdi düşünüyorum da, belki haftada bir devam edebilirdim.
Bebeğim doğduktan sonra, uykusuz geceler artınca, eski formuma dönemedim; tartıda hala 5 kilo fazlam var, geçen yaz plajda mayo giymek zorunda kaldım. Komşum Ayşe, hamileyken bile yürüyüşlerini sürdürdü, o şimdi fit, ben ise her sabah yatağımdan zor kalkıyorum. O parkta koştuğum günleri özlüyorum, eşim bile "eski sen nerede" diye takılıyor bazen. 2023'te, bir deneme yaptım, ama dizlerim ağrıdı, motivasyonum kalmamıştı. Şimdi, her Pazar pencereden bakan ben, o parkı sadece uzaktan izliyorum; belki bir gün yeniden başlarım, ama geç kalmanın acısı hala içimde. O koşu sonrası endorfin hissi, hiçbir şeyle değişilmezdi. Behçet Ağa Camii yakınlarındaki o park, benim için kayıp bir cennet gibi. Her annenin kendi tercihi, ama ben o vazgeçişi her yıl daha çok hissediyorum. Bebeğim şimdi 13 yaşında, birlikte yürüyüşe çıkıyoruz, ama o tempoyu yakalayamıyorum. O eski ayakkabıları dolapta saklıyorum, belki hatıra olarak. 2010'dan beri, bedenim değişti, ama pişmanlığım aynı. Her seferinde, "keşke" diyorum, ama hayat devam ediyor. O koşuları bırakmak, sanki bir parçamı da kaybetmekmiş. Eşimle o parkta çekilmiş fotoğraflara bakıyorum, gülümsüyorum ama içim buruk. Şimdi, sağlıklı beslenmeye odaklanıyorum, ama geç mi diye düşünüyorum. O yılların enerjisi, geri gelmiyor. Bebeğimin ilk adımlarını izlerken, kendi adımlarımı hatırlıyorum. Her annenin hikayesi farklı, benimki bu. O vazgeçiş, hayatımın bir dönüm noktası oldu. Şimdi, her Pazar, pencereden dışarı bakıyorum, belki bir dahaki sefere. Ama o zamanlar, daha gençtim, daha cesur. O koşular, sadece spor değildi, özgürlüktü. 2010'un o sabahları