Ankara'da, 15 Mart 2026 sabahı, saat 6'da gözümü açtığımda yine aynı kaos: telefon dolu mesajlar, aceleyle hazırlanıp işe yetişme stresi ve akşama kadar süren o bitmeyen döngü. Herkes "hızlı yaşa, her şeye yetiş" diye böbürlense de, ben balkonumda bir saksı fesleğenine bakıp gülüyorum; çünkü bu bitkiler, tüm o tempoyu tersine çevirmenin en ucuz terapisi. Geçen yıl, tam bu tarihte, üç saksı alıp sulamaya başladım, şimdi onlar benim "dikkat dağıtıcılarım" oldu – hiçbiri bana toplantı hatırlatması yapmıyor.
Ama tabii, bu herkesin umurunda değil; şehirde herkes koştururken, ben balkonumda toprakla uğraşarak zamanı yavaşlatıyorum. Mesela, geçen hafta bir paket tohum sipariş ettim, markası yerel bir fidanlıktan – 50 lira verip, bir avuç domates fidesi çıkardım. Bu, o hızlı tempoya karşı bir isyan; sanki diyorum ki, "Siz trafiğe takılın, ben burada fesleğenimi büyütürüm." İnsanlar psikologlara para döküyor, oysa bir balkon bahçesiyle aynı etkiyi yakalıyorsun, hem de hiçbir randevu gerektirmeden.
Gerçekte, bu hobi bir nevi meydan okuma; mesela, işten yorgun dönüp o bitkilere su verdiğimde, sanki onlara "Siz de benim gibi hayatta kalın" diyormuşum gibi hissediyorum. Ama ironik olan şu: Hızlı tempoya uyum sağlamaya çalışırken, herkesin koşturmacası bir illüzyonmuş gibi geliyor. Benim gibi Ankara'da yaşayanlar bilir, apartman balkonlarında bir saksı bile fark yaratır – geçen ay, komşum da denedi, şimdi o da "acaba ben nerede hata yapıyorum" diye soruyor. Bu, kişisel bir zafer; hızlı yaşam yerine, yavaş ve somut bir dinginlik tercih ediyorum, çünkü hayatı sadece koşarak kazanmıyorsun. Örneğin, o fesleğenlerimden topladığım yapraklarla çay yapıyorum, hiçbir kafe zincirinde bu kadar ucuza huzur bulamazsın.