Her ayın onunda açıklanan TÜİK verileri yetmezmiş gibi, piyasadaki herkes çarşıya pazara bakıp kendi enflasyonunu ölçüyor zaten. Son bir haftada, özellikle de 13 Mart’ta açıklanan Merkez Bankası anketiyle ortalık iyice karıştı. Beklenti yüzde 45’ten yüzde 48’e zıplamış. Lafı dolandırmaya gerek yok, kimse “düşecek” muhabbetine artık inanmıyor.
İstanbul’da market gezmek adrenalin sporu gibi. Geçen sene Migros’ta 32 liraya aldığım 1 kilo beyaz peynir, geçen hafta 59 liraydı. Bim’deki yağ fiyatı da 84 liradan 102’ye fırlamış. İnsan etiket okurken gözleri yaşarıyor, o derece. Hele pazardaki domates, Ocak’ta 28 liraydı, bugün 41 gördüm. Millet artık fiyat sormadan alışveriş yapmıyor, sepetin dibine bakıyor.
Kapalıçarşı’daki dövizcilerde her zamanki gibi “doları olan kaptan” kafası var. Dolar 32,5’a sabitlenmiş gibi ama kimseye güven vermiyor. Altın desen, gramı 2400 liraya dayandı. Millet “acaba şimdi mi alsam” diye cebindeki üç kuruşu altına mı, dolara mı yatırsa şaşırmış durumda.
Ev kiraları desen tam bir facia. Geçen sene 8 bin liraya oturduğum Kadıköy'deki daireyi bu sene 18 bine çıkardılar. Sahibinden’de gezerken ilanlar ateş pahası, “ev sahibiyle aran iyi olacak” devri kapandı. Yeni mezun birinin İstanbul’da tek başına ev tutması artık fantezi.
Sürekli “piyasa beklentisi yükseldi” diyorlar ama o piyasa, bakkal Hüseyin’den tut da tekstilci Ayşe’ye kadar herkes zaten. Milletin maaşına yılda bir zam geliyor, fiyatlar her ay katlanıyor. Bankalar “enflasyona ezdirmeyelim” diye vadeli hesap faizini yükseltiyor, ama o da fiyatları yakalayamıyor. Klasik: çark dönüyor ama millet eziliyor.
Kısa vadede umut bağlanacak bir şey yok, enflasyon beklentisi yükseldikçe gerçek enflasyon da kendini besliyor zaten. Herkes kendince önlem almaya çalışıyor:
- Stokçuluk hortladı, millet markette indirim gördü mü üçer beşer alıyor,
- Gıda tarafında toplu alışveriş yapanlar arttı,
- Eve gelen tamirci, “parça fiyatı haftaya zamlanır” diye fiyatı şişiriyor.
Tavsiye isteyenlere tek lafım: Elinizdekiyle anı kurtarın, yarına kimse bir şey diyemiyor. Giderlerinizin listesini çıkarıp harcamayı kısmazsanız, ayın yarısında kart limitiyle boğuşursunuz. Zam ve fiyat artışlarına karşı uyanık olmazsanız, bir sabah uyanıp “bu para nereye gitti” diye söylenirken bulursunuz kendini.
İstanbul’da market gezmek adrenalin sporu gibi. Geçen sene Migros’ta 32 liraya aldığım 1 kilo beyaz peynir, geçen hafta 59 liraydı. Bim’deki yağ fiyatı da 84 liradan 102’ye fırlamış. İnsan etiket okurken gözleri yaşarıyor, o derece. Hele pazardaki domates, Ocak’ta 28 liraydı, bugün 41 gördüm. Millet artık fiyat sormadan alışveriş yapmıyor, sepetin dibine bakıyor.
Kapalıçarşı’daki dövizcilerde her zamanki gibi “doları olan kaptan” kafası var. Dolar 32,5’a sabitlenmiş gibi ama kimseye güven vermiyor. Altın desen, gramı 2400 liraya dayandı. Millet “acaba şimdi mi alsam” diye cebindeki üç kuruşu altına mı, dolara mı yatırsa şaşırmış durumda.
Ev kiraları desen tam bir facia. Geçen sene 8 bin liraya oturduğum Kadıköy'deki daireyi bu sene 18 bine çıkardılar. Sahibinden’de gezerken ilanlar ateş pahası, “ev sahibiyle aran iyi olacak” devri kapandı. Yeni mezun birinin İstanbul’da tek başına ev tutması artık fantezi.
Sürekli “piyasa beklentisi yükseldi” diyorlar ama o piyasa, bakkal Hüseyin’den tut da tekstilci Ayşe’ye kadar herkes zaten. Milletin maaşına yılda bir zam geliyor, fiyatlar her ay katlanıyor. Bankalar “enflasyona ezdirmeyelim” diye vadeli hesap faizini yükseltiyor, ama o da fiyatları yakalayamıyor. Klasik: çark dönüyor ama millet eziliyor.
Kısa vadede umut bağlanacak bir şey yok, enflasyon beklentisi yükseldikçe gerçek enflasyon da kendini besliyor zaten. Herkes kendince önlem almaya çalışıyor:
- Stokçuluk hortladı, millet markette indirim gördü mü üçer beşer alıyor,
- Gıda tarafında toplu alışveriş yapanlar arttı,
- Eve gelen tamirci, “parça fiyatı haftaya zamlanır” diye fiyatı şişiriyor.
Tavsiye isteyenlere tek lafım: Elinizdekiyle anı kurtarın, yarına kimse bir şey diyemiyor. Giderlerinizin listesini çıkarıp harcamayı kısmazsanız, ayın yarısında kart limitiyle boğuşursunuz. Zam ve fiyat artışlarına karşı uyanık olmazsanız, bir sabah uyanıp “bu para nereye gitti” diye söylenirken bulursunuz kendini.
00