2022’de New York’ta bir kafede otururken ekrana düşen büyüme verileriyle ortamdaki sessizliğin bir anda yerini tartışmalara bıraktığını hatırlıyorum. O dönem COVID sonrası toparlanma beklentisiyle herkes umutluydu, kimse resesyon kelimesini ağzına almak istemiyordu. Bugün yine benzer bir sahne yaşanıyor; ABD Ticaret Bakanlığı, 2025’in son çeyreğinde yıllıklandırılmış GSYİH büyümesini %2,1 olarak açıkladı. Beklentiler %2,3’tü, yani piyasa biraz burun kıvırdı ama paniğe gerek yok havası da hakim.
Amerikan ekonomisinin nabzı Wall Street’ten çok orta sınıfın tüketim eğilimlerinde atıyor. Son üç ayda benzin fiyatlarına gelen hafif artış, konut kredisi faizlerinin %6,8’e tırmanması ve işsizlik oranının %3,9’da sabit kalması, büyümenin fazla hızlanamayacağının işaretlerini haftalardır veriyordu zaten. Starbucks’ta sabah sıraya girenlerin yüzde yirmisinin artık “grande” yerine “tall” kahveye döndüğünü gözümle gördüm. Bu bile tüketici güven endeksinden daha çok şey anlatıyor bana.
Ekonomistlerin klasik argümanı şu: ABD ekonomisi resesyona girmeden önce işaret fişeğini genellikle tüketim yavaşlamasıyla verir. Şu anki rakamlar, tam anlamıyla bir alarm değil ama “daha fazla gevşemeye lüksümüz yok” mesajı taşıyor. Özellikle teknoloji hisseleri başta olmak üzere borsada son iki haftada yaşanan sert dalgalanma, büyüme beklentisinin kırılganlığını net ortaya koydu. NASDAQ, açıklamanın hemen ardından yüzde 1,2 düştü. Bu, yatırımcıların gözünde bir “gri alan” sinyali.
Politika yapıcıların işi daha da zorlaşıyor. Fed, faizi düşürmek için acele etmiyor çünkü çekirdek enflasyon hâlâ %3’ün üzerinde. Yani bir yandan büyümeyi desteklemek istiyorlar, öbür yanda enflasyon kabusu taze. “Soft landing” hayali yine buharlaşıyor gibi. ABD’de 2008-2009 krizini yaşamış herkesin kulağında şu cümle çınlıyor: “Küçük sapmalar büyük sonuçlar doğurur.”
En çarpıcı detaylardan biri de ihracatın hız kesmiş olması. Çin ile olan ticaret savaşlarının etkisi, ABD’li üreticilerin Asya’ya açılmasını giderek zorlaştırıyor. Bir otomotiv yan sanayi şirketiyle iki hafta önce konuştuğumda, yıl başındaki siparişlerin yüzde 17 azaldığını söyledi. Bu tür mikro veriler, makro açıklamalardan daha somut hissettiriyor.
Gündelik hayatta etkisini hemen görmüyoruz belki ama ABD’deki büyüme yavaşlaması, Türkiye dahil birçok ülkenin ihracatını, yatırımlarını doğrudan etkiliyor. Doların yönü, risk iştahı, hatta İstanbul’da kredi kartı taksitleri… Hepsi bir zincirin halkası.
Rakamlar kuru kuruya verilince kimse hissetmiyor, ama New York’ta sabah kahveni küçültüyorsan ya da İstanbul’da ithal elektroniklere zam geliyorsa mevzu tam da burada başlıyor. Ekonomi, rakamdan fazlası; alışkanlıkların, davranışların, beklentilerin toplamı. ABD’den gelen her büyüme verisi, dünyada milyonlarca insanın gündelik rutiniyle oynuyor.
Amerikan ekonomisinin nabzı Wall Street’ten çok orta sınıfın tüketim eğilimlerinde atıyor. Son üç ayda benzin fiyatlarına gelen hafif artış, konut kredisi faizlerinin %6,8’e tırmanması ve işsizlik oranının %3,9’da sabit kalması, büyümenin fazla hızlanamayacağının işaretlerini haftalardır veriyordu zaten. Starbucks’ta sabah sıraya girenlerin yüzde yirmisinin artık “grande” yerine “tall” kahveye döndüğünü gözümle gördüm. Bu bile tüketici güven endeksinden daha çok şey anlatıyor bana.
Ekonomistlerin klasik argümanı şu: ABD ekonomisi resesyona girmeden önce işaret fişeğini genellikle tüketim yavaşlamasıyla verir. Şu anki rakamlar, tam anlamıyla bir alarm değil ama “daha fazla gevşemeye lüksümüz yok” mesajı taşıyor. Özellikle teknoloji hisseleri başta olmak üzere borsada son iki haftada yaşanan sert dalgalanma, büyüme beklentisinin kırılganlığını net ortaya koydu. NASDAQ, açıklamanın hemen ardından yüzde 1,2 düştü. Bu, yatırımcıların gözünde bir “gri alan” sinyali.
Politika yapıcıların işi daha da zorlaşıyor. Fed, faizi düşürmek için acele etmiyor çünkü çekirdek enflasyon hâlâ %3’ün üzerinde. Yani bir yandan büyümeyi desteklemek istiyorlar, öbür yanda enflasyon kabusu taze. “Soft landing” hayali yine buharlaşıyor gibi. ABD’de 2008-2009 krizini yaşamış herkesin kulağında şu cümle çınlıyor: “Küçük sapmalar büyük sonuçlar doğurur.”
En çarpıcı detaylardan biri de ihracatın hız kesmiş olması. Çin ile olan ticaret savaşlarının etkisi, ABD’li üreticilerin Asya’ya açılmasını giderek zorlaştırıyor. Bir otomotiv yan sanayi şirketiyle iki hafta önce konuştuğumda, yıl başındaki siparişlerin yüzde 17 azaldığını söyledi. Bu tür mikro veriler, makro açıklamalardan daha somut hissettiriyor.
Gündelik hayatta etkisini hemen görmüyoruz belki ama ABD’deki büyüme yavaşlaması, Türkiye dahil birçok ülkenin ihracatını, yatırımlarını doğrudan etkiliyor. Doların yönü, risk iştahı, hatta İstanbul’da kredi kartı taksitleri… Hepsi bir zincirin halkası.
Rakamlar kuru kuruya verilince kimse hissetmiyor, ama New York’ta sabah kahveni küçültüyorsan ya da İstanbul’da ithal elektroniklere zam geliyorsa mevzu tam da burada başlıyor. Ekonomi, rakamdan fazlası; alışkanlıkların, davranışların, beklentilerin toplamı. ABD’den gelen her büyüme verisi, dünyada milyonlarca insanın gündelik rutiniyle oynuyor.
00