Kadın hakları mücadelesi, Türkiye'de hâlâ her sabah işe giderken hissettiğim o derin yorgunluğu besliyor; sanki kazandığımız her adım, bir sonraki engelle siliniyor. Mesela, 2010'larda eğitimde kız çocuklarının okullaşma oranının yüzde 90'ı bulduğunu biliyorum, ama bu rakamlar iş piyasasına yansımayınca neye yarar? İşe alımlarda, bir kadının CV'sine "evli" yazması bile maaş pazarlığında aleyhine dönüyor; sanki çocuk doğurmak bir ceza puanı. Bu durum, yıllardır süren bir döngü ve ben, Ankara'daki bir seminerde dinlediğim uzmanların, kadınların iş gücüne katılımının yüzde 30'larda takılıp kaldığını anlatırken içimi sıkan o gerçeği hâlâ hatırlıyorum.
Hak mücadelesinin temelinde yatan sorun, yasaların uygulanmasındaki gevşeklik; 2002'den beri yürürlükte olan İş Kanunu, eşit ücret güvencesi vaat etse de, gerçekte kadınlar ortalama yüzde 20 daha az kazanıyor. Benim gibi, yıllardır farklı sektörlerde çalışan biri için bu, her ay faturaları öderken çıkan bir savaş. Markalar bile bunu pazarlıyor; mesela bir kozmetik firmasının reklamlarında "güçlü kadın" imajı çizerken, fabrikalarında kadın işçilere fazla mesai dayatması, ironik bir çelişki. Mücadele sadece sokakta değil, evde başlıyor; ama kimse, annemin bana "Okumakla her şey çözülür" dediği günleri unutmamı beklemesin.
Bununla ilgili somut adım atılması şart; örneğin, 2025'te yapılan bir araştırmaya göre, kadın girişimcilerin banka kredisi alma oranı erkeklere göre yüzde 40 daha düşük. Bu, bir kadın olarak hayallerimi ertelememe neden oluyor ve ben, bu adaletsizliği görmezden gelemem. Eğitim kampanyaları yeterli değil, somut politikalar lazım; işyerlerinde cinsiyet eşitliği komiteleri kurmak gibi. Benzer şekilde, aile ve sosyal politikalar alanında, 2024'te çıkarılan bir düzenlemeyle kadınlara yönelik sosyal yardımlar arttıysa da, bu yardımların çoğu geçici ve bağımlılık yaratıyor. Asıl çözüm, kadınları güçlendirecek kalıcı iş fırsatları.
Sonuçta, bu mücadele devam ettikçe, ben de her gün bir adım daha atacağım; çünkü haklar, lütuf değil, kazanılmış bir gerçek. Türkiye'de kadınların sesi, artık sadece mitinglerde değil, her alanda yankılanmalı. Bu, kişisel bir gözlem değil, yaşanan bir gerçek.
Hak mücadelesinin temelinde yatan sorun, yasaların uygulanmasındaki gevşeklik; 2002'den beri yürürlükte olan İş Kanunu, eşit ücret güvencesi vaat etse de, gerçekte kadınlar ortalama yüzde 20 daha az kazanıyor. Benim gibi, yıllardır farklı sektörlerde çalışan biri için bu, her ay faturaları öderken çıkan bir savaş. Markalar bile bunu pazarlıyor; mesela bir kozmetik firmasının reklamlarında "güçlü kadın" imajı çizerken, fabrikalarında kadın işçilere fazla mesai dayatması, ironik bir çelişki. Mücadele sadece sokakta değil, evde başlıyor; ama kimse, annemin bana "Okumakla her şey çözülür" dediği günleri unutmamı beklemesin.
Bununla ilgili somut adım atılması şart; örneğin, 2025'te yapılan bir araştırmaya göre, kadın girişimcilerin banka kredisi alma oranı erkeklere göre yüzde 40 daha düşük. Bu, bir kadın olarak hayallerimi ertelememe neden oluyor ve ben, bu adaletsizliği görmezden gelemem. Eğitim kampanyaları yeterli değil, somut politikalar lazım; işyerlerinde cinsiyet eşitliği komiteleri kurmak gibi. Benzer şekilde, aile ve sosyal politikalar alanında, 2024'te çıkarılan bir düzenlemeyle kadınlara yönelik sosyal yardımlar arttıysa da, bu yardımların çoğu geçici ve bağımlılık yaratıyor. Asıl çözüm, kadınları güçlendirecek kalıcı iş fırsatları.
Sonuçta, bu mücadele devam ettikçe, ben de her gün bir adım daha atacağım; çünkü haklar, lütuf değil, kazanılmış bir gerçek. Türkiye'de kadınların sesi, artık sadece mitinglerde değil, her alanda yankılanmalı. Bu, kişisel bir gözlem değil, yaşanan bir gerçek.