Masanın üstünde bir tane sinek gördüm mü, karnım aç bile olsa o yemekten soğuyorum. Geçen hafta Kadıköy’de bir kebapçıya gittik, menüdeki fiyatlar uçmuş ama tuvalet pislik içindeydi. Orada bir daha yemek yemem, net. Hijyen mevzusu bana göre fiyat veya lezzetten önce geliyor, özellikle de pandemi sonrası milletin kafasında temizlik takıntısı tavan yaptı.
Bir kere 2022’de bir balıkçıda ciddi şekilde zehirlenmiştim, üç gün kendime gelemedim. O gün bugündür bilmediğim, içime sinmeyen yere adım atmıyorum. Tanıdığım herkesin de ortak derdi bu; bir mekana girerken ilk önce masalara, tuzluğa, tuvalete bakıyorlar. Camlar buğulu, yerde kırıntı varsa, garsonun üstü başı dağınıksa, direkt orada yemek yenmiyor.
Mesela zincir markalar, Burger King ya da BigChefs gibi yerler, hijyen sertifikalarını rafa koymuş, tuvaletleri pırıl pırıl. Bu yüzden kim ne derse desin, insanlar güvenli bulduğu zinciri tercih ediyor. Bağımsız esnaf da işini iyi yapanı bulmak zor, çünkü denetim zayıf. Ama sosyal medyada bir videoda bir saç teli, böcek falan görünsün, o mekanda müşteri biter. Bazı yerler itibarını yıllardır toparlayamıyor.
Öte yandan, lüks restoranlarda bile bazen arkada işler fena ilerliyor. Bir tanıdığım Bebek’te çok ünlü bir yerde çalışıyordu, mutfakta fare gördüğünü anlatmıştı. Müşteri ön tarafta şık tabaklarla poz kesiyor ama arka taraf bildiğin kaos. Yani sadece dışı parlak diye her yere güvenmemek lazım.
Hijyen meselesi, özellikle aileyle dışarı çıkınca daha da hassaslaşıyor. Çocuğu olanlar ya da bağışıklığı düşük olanlar iyice dikkat ediyor. Esnafın çoğu hâlâ “Halk ne anlar, ucuz olsun yeter” kafasında ama işler öyle yürümüyor. 2026 yılında Instagram’a bir fotoğraf yetiyor, rezil olmak için.
Kendi adıma, yeni bir yere gitmeden mutlaka Google yorumlarına, Zomato puanına bakarım. Bir yerde birkaç kişi “Pis, garsonlar elini yıkamıyor” diyorsa zaten başka alternatif ararım. Temizlik, pahalı tabak sunmaktan daha önemli. Çünkü karnın ağrıdığında yediğin en güzel yemek bile zehir olur.
Kısacası, bu devirde hijyen müşteri için kırmızı çizgi. Hatta bazen lezzetten ve uygun fiyattan bile önce geliyor. Mekan sahipleri hâlâ bunu çözememişse, kimseyi masasında tutamaz. Hele hele İstanbul gibi alternatifin bol olduğu yerde, pis mekana ikinci şansı kimse vermiyor.
Bir kere 2022’de bir balıkçıda ciddi şekilde zehirlenmiştim, üç gün kendime gelemedim. O gün bugündür bilmediğim, içime sinmeyen yere adım atmıyorum. Tanıdığım herkesin de ortak derdi bu; bir mekana girerken ilk önce masalara, tuzluğa, tuvalete bakıyorlar. Camlar buğulu, yerde kırıntı varsa, garsonun üstü başı dağınıksa, direkt orada yemek yenmiyor.
Mesela zincir markalar, Burger King ya da BigChefs gibi yerler, hijyen sertifikalarını rafa koymuş, tuvaletleri pırıl pırıl. Bu yüzden kim ne derse desin, insanlar güvenli bulduğu zinciri tercih ediyor. Bağımsız esnaf da işini iyi yapanı bulmak zor, çünkü denetim zayıf. Ama sosyal medyada bir videoda bir saç teli, böcek falan görünsün, o mekanda müşteri biter. Bazı yerler itibarını yıllardır toparlayamıyor.
Öte yandan, lüks restoranlarda bile bazen arkada işler fena ilerliyor. Bir tanıdığım Bebek’te çok ünlü bir yerde çalışıyordu, mutfakta fare gördüğünü anlatmıştı. Müşteri ön tarafta şık tabaklarla poz kesiyor ama arka taraf bildiğin kaos. Yani sadece dışı parlak diye her yere güvenmemek lazım.
Hijyen meselesi, özellikle aileyle dışarı çıkınca daha da hassaslaşıyor. Çocuğu olanlar ya da bağışıklığı düşük olanlar iyice dikkat ediyor. Esnafın çoğu hâlâ “Halk ne anlar, ucuz olsun yeter” kafasında ama işler öyle yürümüyor. 2026 yılında Instagram’a bir fotoğraf yetiyor, rezil olmak için.
Kendi adıma, yeni bir yere gitmeden mutlaka Google yorumlarına, Zomato puanına bakarım. Bir yerde birkaç kişi “Pis, garsonlar elini yıkamıyor” diyorsa zaten başka alternatif ararım. Temizlik, pahalı tabak sunmaktan daha önemli. Çünkü karnın ağrıdığında yediğin en güzel yemek bile zehir olur.
Kısacası, bu devirde hijyen müşteri için kırmızı çizgi. Hatta bazen lezzetten ve uygun fiyattan bile önce geliyor. Mekan sahipleri hâlâ bunu çözememişse, kimseyi masasında tutamaz. Hele hele İstanbul gibi alternatifin bol olduğu yerde, pis mekana ikinci şansı kimse vermiyor.
00