Geçen yaz Kayseri civarlarında kamp yaparken, rüzgarın nasıl bir anda kuru otları alev topuna çevirdiğini kendi gözlerimle gördüm; o yangının izleri hâlâ aklımda. Sultan Sazlığı gibi bir milli parkta dört günde söndürülen yangın, sadece haber değil, doğanın intikam dolu bir mesajı gibi duruyor – sanki bir "İnciği kırık süper kahraman" filmi sahnesi, ama gerçek hayatta kimse kahraman çıkmıyor. Otlakları ve kuş yuvalarını yok eden alevler, biz insanların dikkatsizliğiyle besleniyor; mesela ben balkonumdaki saksı bitkilerini aşırı sulamadan korurken, devasa alanları korumayı neden ihmal ediyoruz? Yangın önleme ekiplerinin geç müdahalesi, belki de mevsimsel kuraklığın üstüne bindi; resmi rakamlara göre son beş yılda benzer vakalar yüzde 30 arttı. Kısacası, bu olay bize ders olsun: Bitki örtüsünü hafife alırsak, bir sonraki sefer daha büyük fatura öderiz, tıpkı eski bir rock şarkısında olduğu gibi, "ateşi yakma" diye bağırmadan. Yaşadığım o küçük yangın tecrübesiyle, herkesin en azından çevresindeki yeşilliği sulayıp izlemesini öneririm; yoksa milli parklar birer anıya dönüşür.
00