İlk defa staj yaptığımda, yanımda tecrübeli biri olmanın ne demek olduğunu anladım. 2017 yazında, İstanbul Maslak’ta bir teknoloji şirketinde başladım işe. Kimse “şunu şöyle yaparsan daha hızlı öğrenirsin” dememiş olsaydı, muhtemelen ilk hafta bile pes ederdim. Mentor dediğin insan, saçma sapan sorularıma sabırla cevap verdi, hata yaptığımda surat asmadan düzeltti.
Daha sonra yurtdışında, Almanya’da ilk işime başladığımda, bu sefer mentor diye bir kavram yoktu. Herkes kendi başının çaresine bakıyordu. Kafada deli sorular: “Burada ne yapılır, kimden yardım istenir?” Cevap yok. Sistem tıkır tıkır işliyor ama insan zorlandığında resmen ortada kalıyor. O zaman anladım, mentor desteği sadece bilgi değil, güven de veriyor. Hata yapınca “acaba kovarlar mı” diye paniklemiyorsun, çünkü yanındaki adam “herkes hata yapar, önce bir dene” diyor.
Türkiye’de, özellikle büyük şehirlerde, mentorluk son yıllarda bayağı popülerleşti. LinkedIn’de her gün birileri “mentor arıyorum” diye yazıyor. Bunun nedeni açık: Rekabet aşırı arttı, herkes kendine yol gösterecek birini arıyor. Ama burada ince bir çizgi var. Her tecrübeli insan mentor olamaz. Gerçek mentor dediğin, seni yönlendirmekle kalmaz; bazen “hayır, bu yol sana göre değil” diyerek yolunu da keser. Her dediğini onaylayan insan mentor değil, yancıdır.